KÜLTÜR IŞIĞI - DÜNYAYI AYDINLAT - SANAT KULTUR

                                         D Ü N Y A Y I   A Y D I N L A T A C A K   T E K   I Ş I K - G E R Ç E K   K Ü L T Ü R   I Ş I Ğ I D I R !

 
 
    Ana Sayfa
  Kültür ve Kültüroloji
    Kültür Işığı
    Kültüroloji
    Kültür Felsefesi
    Felsefe Kültürü
    Estetik Kültürü
    Sanat Kültürü
    Doğa Kültürü
    Kozmik Kültür
       
  Kültürü Geliştirenler
    Kültüre Hizmet Edenler
    Kültür Kütüphanesi
   
 
 
 
 
             
 
       
 
  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SANAT KÜLTÜRÜ

 

                                    YENİ DÜNYA’NIN SANATI HAKKINDA ESTETİK ETÜTLER
 
                                                
                                                      
 
                                                                                                           I. ETÜT
 
       Gerçek Sanatçı, Şair veya Yazar her zaman ve daima kendi ruhunu ve bilincini en Yüce ve Sonsuz Ruhsal Hedefe yöneltmelidir. Tüm kişisel ve dış dünya ile ilgili her şey bilinç dışında kalmalıdır. O zaman her şey kendiliğinden gelir. Her zaman hatırlamak gerekir ki; Gerçek Sanatçı – Üstat – Yaratıcı, sadece Tek Olan Yüce Yaratıcıdır. Ve senin içinde seslenen her şey senden değil, senden geçerek O’ndan gelmektedir.
 
       Gerçek Sevinç – senin içinde ve senden dışarı kendini fışkırtan Sonsuz Olanın Hayatıdır. Sevinç – insanın Yüreğinin ve Bilincinin genişlemesidir; sıkıntı ise daralmasıdır. Bilincin sevinçle genişlemesi Bilgeliktir. İçinde yaşadığın ve idrak ettiğin acılar ve ıstıraplar bile seni Sevince ve Işığa getirebilir. Estetik Sevinç, Sanatçının Yaratıcılık halindeki Aydınlanmış Yüreğin Ruhsal Halidir. İşte böyle sevinçle yaratılan Eser, kendi Tanrısal Kudreti ile seyircileri tüm Dünya acılarının dışına çıkarabilir.
 
       Yaratıcılık Ateşi, sanatçının Yüreğinin Ruhsal Kapılarını açar ve eşsiz sevinç verir. Bu nedenle seyirci de bu Yaratıcı Ateşten ilham alıp alevlenmelidir ve böylece hayatın Yaratıcı Ateşine girmiş olacaktır.
 
       Eğer bir sanat eseri kişisel duygular, düşünceler, konuya davranışlarla dolu ise o, seyircinin de sadece şahsiyetini, kişiliğini etkiler. Ama ruhunu etkileyemez. Gerçek Güzellik şahsiyet, kişi üstüdür. Bu nedenle Güzelliği Yaratan Üstat, kişisel hiçbir şey olmayan ruhun bölgesinde yaratır. Sadece Yüce Yaratan’ın insanlara verdiği Sevgi, o insanları sanatçı ile Güzellikte birleştirebilir. Sadece, Yüce Yaratan’ın Sevgisini kendi yüreğinde taşıyan ve eserine yansıtan Sanatçı, insanlara Gerçek Güzellik verebilir ve O Güzellikte insanlarla birleşebilir. Ve böylece ölümsüz olur. Böyle bir durumda Güzellik kendiliğinden insanları birleştiren bir Güce dönüşüyor. Yaratmak veya yazmak çok sade bir iş olmalı. Ama sanatçının yüreğinde ne kadar büyük ve derin Bilgelik olmalı ki o, insanlığın yüzünü, portresini ve hayatının özünü, bu büyük değişimler yaşanan çağda sade bir şekilde insanlığa gösterebilsin.
 
       Sanatçı kendi içinde Tek olan Büyük Gücü idrak etmeli – Sonsuzluğun, Sınırsızlığın Ateşini ve bu Ateşi başka insanlarda da, hatta Dünya Tarihinde ve Dünyanın Hayatında olan her bir olayda da görmeye çaba göstermelidir. Bu son derecede önemlidir. Diğer önemli bir şey – insanlığın nerede bu Sonsuzluğun Kanunlarına karşı günah işlediği ve böylece ahenksizlik, bozukluk yarattığı ve kendini acılara soktuğudur.
 
      Gerçek Sanat Eseri kimin Sonsuzlukla birleşip kendi hayatını güzel ve mutlu edebildiğini göstermelidir. Sonsuzlukla birleşip Güzellik Kanunlarına göre Kozmik Hayatın Kanunlarına göre yaşayarak, kendi hayatını güzel ve mutlu ederek ve etraftaki dünyanın hayatını da Güzellik ve Sevgi Işığı ile aydınlatarak yaşayanları kendi sanat eserlerinde göstermek son derecede önemlidir. Kendi eserinde kimi gösteriyorsan onun yaşadıklarını kendin yaşıyormuş gibi idrak etmelisin ve eserini kime gösteriyorsan onların hayatını da, onların şartlarını da, kendin hayatın gibi yaşayarak idrak etmelisin. Ve her insana kendi yüreğinde af ve sevgi bulmalısın. İşte o zaman sen Üstat olabilirsin! İşte o zaman Yüce Sadelik ortaya çıkar.
       YENİ SANATIN ZAMANI GELMİŞTİR! Bu Yeni Sanat eski sanatsal ifade şekillerinden, prensip açısından çok farklıdır. Lev Tolstoy, Dostoyevski, Nicholas Roerich ve Svetoslav Roerich kendi eserleriyle sanatı ve hayatı yeni seviyeye yükseltmişlerdir. Sanat ve hayat (söz ve hayat), Sanatsal İmaj ve hayat artık ayrı olmamalıdır. Artık ikilik yerine, Varlığın, Canlı Güzelliğin Sentezi olmalıdır.
 
       Kitabı kapayıp koyan okur, sinema salonundan çıkan seyirci, televizyonu kapatan seyirci, resim sergisinden çıkan seyirci, müzik resitalinden eve dönen dinleyici artık eski düşünce ve hareket tarzına dönmemelidir. Yeni Sanatın eseri insanların hayatına silinmez bir nitelik getirmelidir – sınırsızlığının ve sonsuzluğunun ışığını, Tanrısal Yürek ve Güzellik Işığını, böyle Yeni Sanat Eserlerinden etkilenen seyircilerin yüksek merkezlerinde (çakralarında) yeni, yüksek, ruhsal Varlılık Sevinci, Frekansı doğmalıdır.
 
       Yeni Sanat, her eseri ile O’nu algılayanlardan, pasif seyirci olmalarını değil, aktif içsel harekete geçmelerini ister. En önemlisi böyle Sanat Eserinin frekans akışına hemen anında bağlanmaktır. Böyle eserlerle iletişim, pasif seyretmek gibi olamaz. Çünkü böyle eserden insanlara doğru Yüksek ve Yüce sferlerden ve alemlerden Enerji akıntısı gelmektedir. Böyle bir eserle (mesela Nicholas Roerich’in herhangi bir tablosu ile) seyirci iletişim kurduğu zaman, o seyirci sanatçı ile birlikte bir meditasyon haline girmiş gibi oluyor. Ve seyircinin içinde, bir Ruhsal Transformasyon başlıyor. Ve o tabloyu derin Estetik Algılama ile izledikten sonra seyirci, tablodan ayrılsa bile kendi içinde onun etkisini yaşamaya devam etmektedir. Ama belki bazı seyirciler böyle tablo bu şekilde iletişim kuramamış olabilirler. Bu durumda iletişim kuramayan seyirci, böyle bir eseri algılamaya hazır değil demektir ve onun Yüksek Merkezleri kapalıdır ve eserden gelen Ruhsal Enerjiye cevap vermiyordur.
 
       Yeni Sanatın Prensibi şudur: DÜŞÜNCE – HAREKET – TRANSFORMASYON. Yeni Sanatın amacı, insan bilincinin değişimi, insanın ruhunun, canının ve tüm varlığının Güzellik Kanunlarına göre değişimi, onun yeniden içsel doğuşu, yükselişi, ruhsallaşması, yüreğinin açılması ve sonsuz Güzelliğin ve Tanrısallığın Işığına tamamen açılmasıdır. İşte Yeni Sanatın Görevi, insanların böyle Ruhsal Değişimini, Transformasyonunu sağlamaktır.
 
       Bu Yeni Prensibi, Yeni Işığı, Yeni Sanatı taşıyan hiç kimse tek başına gitmiyor ve kendi yaratıcılığında yalnız olamaz. Yaratıcılık, her zaman tüm Yüce Işık Taşıyan Üstatlarla ve her şeyin en Yüce Kaynağı ile birlikte Yaratıcı olmak demektir. Ama bu Yeni Prensibi kuşkusuz, şüphesiz, tamamen ve bütün olarak kabul etmek gerekmektedir; yeni Sözü kendi eski önyargılarınla barıştırmayı istemeden kabul etmek gerekmektedir. Çünkü o zaman ortaya çıkacak şey ahenksizlik, kabalık ve sakatlık olacaktır. Sonsuzlukla birlikte yaşamak gerekiyor. Ve kendin yarattığın eserlerde O Sonsuzluğun Manasını bulmak gerekiyor. Ama her yeni Sözü ve Prensipleri getiren insan, toplumun retlerinden acı çekiyor. Ruhsal Yolları arayan, kişiliğinin dar çerçevesi içinde kalamaz. Bilinçli Ruhsal Yaratıcılık, insanı dünyaya ve maddiyata bağlı, engelli, dar aklın, fikirlerin dışına çıkmalıdır. Sanatçının içinde bölünme yaratan ikilik, onun ideaları, hayalleri ve kemikleşmiş kişisel istekleri arasında ikilik olmamalıdır. Çünkü Hayatın Kaynağı karşında olsa bile O’nu görmeyebilirsin. Bazı insanlar dinliyorlar ama işitmiyorlar, idrak etmiyorlar; bakıyorlar ama görmüyorlar ve her bir eserde sadece kendi hoşuna giden şeyleri görmeye çalışıyorlar. Kendi estetik tatsızlık seviyelerinde kalmayı tercih ediyorlar. Böyle insanlara yardım etmek mümkün değildir. Entelektüel teori şeklinde ifade edilen hiçbir idea veya yüce düşünce, insanın yüreğini ve ruhunu aktif şekilde etkileyemez. Bunu çok net insanların bilincine açıklamak gerekmektedir. Einstein diyordu ki; “Eğer yeni bir Fizik Teorisinin içinde ben Yüce Güzelliğin Işığını göremiyorsam, o teori doğru olamaz.” Yüce Güzelliğin Işığı, Sanatsal İmajla ifade edildiği, ortaya çıktığı zaman insanın yüreğine ve ruhuna dokunabilir. Ve ona kendi Canlı Sıcak İzini bırakabilir.
 
       Sanatçı, hayatın yeni şekillerini inşa eden, sıradan insanların içindeki Ruhsal Gelişim Kudretini devamlı göstermelidir. Çünkü sadece onların yüreğinde yaşayan Sevgi, Yüce Kaynaktan asla ayrılmaz ve onlar çok iyi idrak ediyorlar ki, Tek Olan Hayat, Sonsuz çeşitli şekilleri alabiliyor, değişiyor. Ve bu Sevgi, Sonsuz akışında onlara daima Yüce Kaynağın Işığını veriyor.
 
       Sanatçı kendi eserlerinde bu ideaları vurgulamalıdır: “Sadece kendi ekmek parçasında acı hissetmeyen insan, bu dünyadaki kendi rolünü ve yerini idrak edebilir; hayatın manasını anlayabilir; yani kimin içinde kıskançlık, açgözlülük, gurur, korku gibi duygular tamamen silinmişse o anlayabilir. Kim senin kendi kaderini, başka insanların kaderi ile karşılaştırıyorsa onun, gelecek insanlık hayatında ve eylemlerinde yeri yoktur. Tam, sevinçli, kendine güvenen ve bağımsız hareket ve yaratıcılık gelecek insanlığın temelidir.” Yüreğinde Işık Taşıyan Sanatçı, kendi Yaratıcılık Prensiplerini kendi hayatında da uygulamalıdır. Yani eserinde ifade etmeye, söylemeye cesaret ettiğin Prensipleri kendi yaşamında ve eylemlerinde gerçekleştirmelisin. Sadece o zaman sözler, imajlar, renkler ve sesler, yaban otları gibi değil, altın buğday gibi ortaya çıkacaktır. Bizim ekimimizin ve emeğimizin gücünü ve temizliğini hasata göre anlarız.
 
       İnsanlara Dogmasız yaşamayı öğretmek son derecede önemlidir. Hiçbir barış, sevgi, ümit sözü, Yeni Dünya’ya çağıran hiçbir söz veya imaj, yeniden ortaya koyulmuş dogma olmamalıdır. Yeni Güzellik, Yeni Özgürlük, Yeni Sevinç – Gelecek Dünya Gününün Yenilik Temelidir. Başka birisinin emriyle Ruhsal Hayatı yaşamak, özellikle de bu emir geçmişin kayıtlarını ortaya koyuyorsa, büyük bir yanılgıdır. İnsanın anlaması ve daima hatırlaması gerekir ki, şimdi inşa edilen gelecek Yeni Dünya’da o, tamamen özgür olmalı, relaks olmalı, engelsiz olmalıdır. Kendi kendine güvenen, kendi ruhsal gelişimini sağlayan, kendi yolunda ve yaratıcılığında kendi emeğiyle ilerleyen insan, Özgür ve Ruhsal insan – Yeni Dünyanın Temelidir.
 
       Kendi Yaratıcılığının, çabalarının ve işinin meyvesini beklemeden, kendi Sanatsal Görevini yaparak kolay ve hafif gitmek gerekiyor dünya yollarında. Meyveleri düşünmek değil, sonuç almak için çaba göstermek değil, ama hiçbir zaman ödül isteği olmayan veya kendi emeği için alkış beklemeyen insan Gerçek Sanatçı olabilir. Gerçek Işığı Taşıyan Sanatçı ve Üstat alkışlar almaz. Tam tersine o küçük düşürülür. Onunla dalga geçerler. Onu karalarlar, ona çamur atarlar. Ama o, böyle şeylere sağır ve kör olmalı. Gerçek Yaratıcının Yüreği her şeyi aşan ve her şeyin üzerinde zafer kazanan, Hedefe doğru ok gibi uçan Hareket Sevinciyle dolu olmalıdır.
 
       İşte – DÜŞÜNCE - SEVİNÇ - HAREKET - TRANSFORMASYON – SONSUZ GÜZELLİĞİN KANUNLARINA UYGUN YARATICILIĞIN ve YENİ SANATIN FORMÜLÜDÜR.
 
 
                                           
 
                                                       
                                                                                                 II. ETÜT
 
    Gerçek Sonsuzdur. Kelimelerin dili Gerçeğin Sonsuz taraflarından sadece birini ifade edebilir. İmajların dili ise, Gerçeği Bütün olarak ifade edebilir. Örneğin, İlmi – Sanatsal Sinemanın dili, sentetik Sanat türünün sentetik dili olarak Gerçeğin ifadesi için sınırsız imkanlar içermektedir. Çünkü sadece doğanın imajlarını değil, aynı zamanda çağdaş elektronik teknoloji sayesinde insanın hayal edebileceği en fantastik imajları, dünya dışı hatta tamamen Kozmik İmajları ifade edebilir. Eğer böyle çağdaş sinema imkanlarına Gerçek Hayat dilini eklesek, Güzellik dilini eklesek, Psişik ve Ruhsal Enerji dilini eklesek; o zaman böyle imkanları kullanan sinema filmi, başka hiçbir sanat türünde yapılamayan, son derece etkileyici Yeni Sinema Sanatı olarak ortaya çıkabilir. Özellikle filmi yaratanlar Kozmik Törensellik ve Tanrısal Yücelik Pafos’unu – Páthòs’unu (Entuziazm’a ve Kahramanlığa götüren Güzellik, Sevgi, Coşku içeren Kudretli Yüce heyecan) ifade edebilirler. Bunun özel bir önemi var. Bunun sayesinde Sanatsal İmaj, özel global bir bakış veriyor ve Sanat Eserinin dili, her bir kelimede, imajda, seste çok çeşitli anlamlarla ve önemlerle parlamaya başlıyor. Sinema Sanatı, özellikle son zamanlarda ortaya çıkan yeni sinema teknolojisi ve sinema türleri, insanın ruhu için kendi zevki imkanlarını, kendi yaratıcı doğasını açabilir. Gelecek Sinema Sanatı’nın anahtarı, gelecek dünyanın ruhsallığındadır; O’nun ahenginde, içtenliğinde, Yüce Ruhsal Estetik Bilincindedir. Yeni Dünya insanlığının Yüce Estetik Bilinci, çağdaş ve gelecek Sinema Sanatında, Müzikte, Tiyatroda, Edebiyatta, Şiirde ve diğer Sanatlarda kendi yerini almaktadır.
 
       Yeni Dünya Sanatı, insanlığı Güzellik Güneşi altında birleştiren Sanattır. Sanat, kendi Öz Doğasında, Temelinde aslında birdir, tektir. Yani bilinen tüm çeşitli Sanat Türleri aslında tek olan Sanatın çeşitli taraflarıdır. Çünkü Sanatın tüm türleri kendi doğasında Tek Olan, Canlı Alemin Ruhsal – Maddesel, Sanatsal Öz’ünün çeşitli taraflarıdır. Daha doğrusu, insanın aklına çeşitli görünen Evren’in Doğası aslında Tek ve Bütündür ve Öz’ünde Güzellik, Yücelik ve Sanatsallığı içermektedir. Bu nedenle Sanat kendi Öz’ünde ve Doğasında Tektir, diyorum. Bu nedenle, herhangi bir Sanat Türünde başarılı bir Üstat olmak için, tüm diğer Sanatları da aynı seviyede bilmek ve ustaca uygulamak gerekmektedir. İşte bu nedenle Dünya Tarihinde yaşamış Büyük Sanatçılar Leonardo, Michelangelo, Shakspeare, Puşkin, Tagore gibi sanatçılar aynı zamanda çeşitli sanat türleri ile başarı olarak ilgileniyorlardı. Örneğin Leonardo ve Tagore gibi sanatçılar, aynı zamanda filozof, ressam, müzisyen, tiyatrocu, şair, yazar, mimar, aktör, rejisör idiler. Zaten tiyatro, sinema, sanatsal televizyon gibi sentetik sanat türleri, tüm Güzel Sanatları kullanarak Sanatsal İmaj yaratmaktadır. Böylece görüyoruz ki, Sanat Kozmik Kültürün Dünya yüzündeki ifadesidir ve çeşitli Dünya Sanatlarının gelişimi de onları birleştiren yeni Yüce, Güzel ve Ahenkli bir senteze götürmektedir. Birlikten, Teklikten doğan çeşitli Sanat türleri, sonunda o kendi doğasında saklı olan Birliğe ve Tekliğe doğru ilerlemektedir. İşte bu Geleceğin Sanatının sentezi, tüm gelecek Dünyada ve Kozmosta, Yeni Yüce Güzellik ve Kültür Güneşi yaratacaktır. Tanrısal, Mutlak, Gerçek Evrenin Güzelliğini içeren bir Güneş gibi parlamaktadır. Ve O Mutlak Yüce Güzellik Güneşinin her bir Işını, insanların Yüreğindeki Güzellik ve Ahenk Senfonisini uyandırabilir ve bütün Dünyayı Güzellik Işığı ile doldurabilir. İşte bu Dünyayı Gerçeğin Işığı ile dolduran Güzellik Duygusu, her zaman Dünyayı kurtarmaktadır. Çünkü O, taş haline gelmiş, sönmüş Yürekleri bile uyandırabilir. Güneş’in Işınlarının buz dağlarını erittiği gibi, taşlaşmış insan yürekleri de, bu Yüce Güzelliği ve Sevgiyi taşıyan Sanatsal Kültürün Işığı ile yumuşayabilir, açılabilir ve parlayabilir. Tüm Kozmos’u aydınlatan, Tanrısal Kaynağın, Kutsal Güzelliğin Işığı, her bir insan için açılabilir.
 
       İşte, Evrenin, Ahengi Harmonisini yaratan Alem Annesi, Yüce, Tanrısal, Yaratıcı Güzellikten başka ne olabilir ki! O’nun Işığı, tüm Evrenin Varlıklarını kendi Sevgisi ile kucaklıyor. Yeni Dünyanın Yeni Sanat’ı, bu Güzelliği açık yüreklere verecektir ve böylece ortaya Yüce, Güzel bir Sevgi çıkacaktır; Barış ve Kardeşlik çıkacaktır. Ve insanların yaralarını, Ölümsüz Gerçeğin ve Sevginin Işınları ile, Coşkusu ile, Sevinci ile saracaktır. Bu Yüce Güzelliği, Ahengi ve Sevgiyi özleyen her bir Yüreği doyuracaktır. Doğrudan her bir Yüreğin içine girecek bu Yüce Işık, insanı tamamen arındırabilir ve onun ruhunu da, canını da, bedenini de, bu Yüce Kültür Işığı ile doldurabilir. İşte Yeni Sanatın amacı ve görevi de budur zaten. Böylece Yeni Sanat, Temizlik, Güzellik, Yücelik, Sevgi ve Sevinç, Dünya halklarını ve ırklarını birleştirebilir ve Altın Çağın zirvesine götürebilir. Yeni Sanat, her bir insana, ruhta da, bedende de, toplumda da, yalnızlıkta da, Güzellik içinde yaşamanın nasıl mümkün olduğunu, kendi içinde ve etrafında Güzelliği, Ahengi ve Barışı nasıl sağlamak mümkün olduğunu öğretmelidir. Güzellik her bir Yaratıcılığın Tek olan Gerçek konusudur aslında. Her işte, her meslekte, her eylemde ve harekette, her düşüncede ve duyguda ne yapsak yapalım, ne yaratsak yaratalım bunu Güzellik Duygusu ile yapmamız gerekir. Çünkü Güzellik’tir insana Sevgi ve Sevinç veren! Çünkü Güzelliğin Işığı her çeşit karanlığı yok edebiliyor. İşte bunun için Gerçek Sanatçı, kendi sanatı ile insanlığı bu hedefe götürmelidir
 
       Çağdaş Dünya’nın içinde olup geçen olayların Gerçek Manası ve Kozmik Yüceliği, Dünya yüzünde Ruh Kültürünü inşa etmektedir. Tüm zamanların ve halkların Büyük Sanatı, bu Ruhsal Kozmik Kültürü taşıdığı için yeryüzünde olup geçen tüm felaket ve fırtınalara ve değişimlere rağmen her zaman zafer kazanmıştır. Çünkü o kendi içinde Sonsuz Güzellik Gerçeğini taşımaktadır.
 
       Güzellik, Sevgi, Sevinç ve Coşku dolu hayat eylemi, Gelecek Dünya yüzündeki hayatın, dilin formülüdür. Güzellik, Gerçeğin İşaretidir ve bu Tanrısal Anahtar tüm Kutsal Kapıları açacaktır. Her zaman Gerçeği taşıyan Güzellik zafer kazanır; yani Gerçek Güzellik zafer kazanır. İnsanlığı birleştiren de, bu onların Yüreğinde olan ve Yüce Güzellikle dolu olan Tanrısal Işıktır. Bu nedenle, Gerçeği bilen ve hisseden Yürekler, her zaman O’na Sevgi Hayatını veren Güzelliğe dua eder ve bu duanın içinde Tanrı’nın Gerçek Güzelliğini bulur. Güzellik Işınları ile parlayan Gerçek Realite Duygusu bize, daima geleceğe götüren doğru yolu gösterir. İşte bu Duygu, bu İnanç, bu Bilgi, en Yüce Güzelliğe, Sevgiye ve Sevince özlemle uçan Yüreklerin bu coşkusu – Yeni Sanat’ın ve Yeni Hayatın Temelidir. Ey Sanatçı Üstat, her bir eserinle bizi, insanlığı Parlayan Güzelliğe çağır ve Tanrısal Hayata götür!
 
 
                                                                                                    III. ETÜT
 
 
       “Güzelliğin İşareti ile açılır kapalı kapılar. Vahşi yak, kendi azgınlığını bırakarak kendi sütünü yabancı bir yavru ile paylaşması için, ona şarkıyla yaklaşırlar. Şarkıyla atları eğitirler. Yılanlar şarkıyı dinlerler. Güzelliğin her bir Dokunuşunun, ne kadar Şifacı ve Yüceltici olduğunu görmek önemlidir.” (N.K.Roerich. Hayat Sanatçıları)
 
       Eğer Güzelliğin Dokunuşu vahşi hayvanları bile eğitebiliyorsa, ehlileştiriyorsa, vahşileşmiş insanları da iyileştiremez mi acaba? Dünyada uygarlaşmış vahşiler o kadar çok ki! Onların kendi ‘şarkıları’ vardır; ‘yürüyen cesetler şarkısı’, ‘diş gıcırtısı ile, alçak haykırışları ile, robotik ritimlerin cansız ve mekanik tekrarlamaları ile, herhangi dışsal çarpıcı kıyafetleri ile yürüyen ruhsal ölülerin şarkıları’… Ama tüm bu ‘şarkılar’ ruhsuzluğun karanlık tarafının ifadesinden başka bir şey değildir. Tüm Çağdaş Sanat olarak geçen yapıtlar (az sayıdaki Çağdaş Sanat eserleri dışındakiler), karanlığın tutkusu altındadır ve alçak Dünyanın karanlığını ve pisliğini getirmektedir. Böyle ‘sanat’ vahşi hayvanı bile delirtebilir. İnsanlar ise çoktan aklı kaçırmış haldeler. Biz size böyle ‘şarkıdan’ söz etmiyoruz. Çünkü o karanlığı, alçaklığı ve çirkinliği ve bozukluğu ile doludur. Şarkı – yani Gerçek Sanat Eseri, vahşi hayvanın veya insanın yüreğini uyandıran Sanat Eseri, Güzelliği ve Gerçeği Taşıyan Eserdir. O da, Hayatın Kendisinin çıktığı Kaynaktan gelmektedir. Gerçek Sanatın Parlaklığı, kendi içinde Bütünlüğü, Tazeliği, İnandırıcılığı Hayatın Kendisindendir. O’nun Kozmik Doğasının Temellerinin Güzelliğindendir.
 
       İşte, Sanatsallığın Güzelliğinin Şeklini alan Gerçeğin Işığı, eseri inandırıcı yapar. Yüreklerin Kapılarını açan bu inandırıcılık olmasa, Sanat Eserinin günlük hayata girmesi mümkün değildir.
 
       Eski Mısır’da sanatçıya, “Yüreğin Canlandırıcısı”, “Yüreğin Dirilticisi” anlamına gelen “Senek” diyorlardı. Yani Gerçek Sanatçı, Gerçek Güzellik Işığını etrafındaki Dünyaya getirerek gerçekten Yürekleri ‘Canlandıran’, Hayatı ‘Dirilten’ sayılır. Estetik Bilince sahip olan ve Güzellik Kanunları ile yaratan Sanatçı, günlük hayata Göksel ve Tanrısal Güzelliği getiren iletkendir. O Sanatçıdır. O, hayatı Işıklandırır, Süsler ve Güzelleştirir. Onun şarkısı – kendi Kaynağını Yüksek Boyutlarda, hatta Evrenin Yaratıcısının Kendisinde bulur. İşte böyle Tanrısal İlhamla, Hayatın Güzel Şarkısını Yaratan İletken, Gerçek Sanatçıdır. Çünkü Onun sayesinde, insanların Yürekleri birleşerek Sevgi ve Mutluluğun Sonsuz Şarkısını söyler. Çirkinlik ve alçaklık ile Yücelik ve Güzellik arasındaki fark gerçekten çok büyüktür.
 
       Güzellik Kanunları ile, Ahenk Kanunları ile, Ritim, Sayı, Ölçüler vs. Ahengi ve Dengesi ile ‘Sferler Müziği’ yaratılır – Evrenin Müziği yaratılır ve insanın Ruhunun ve Canının Müziği yaratılır. Güzellik, Ahenk, İntizam, Negentropi Mıknatısı ve Yürek Mıknatısı; bunların hepsi Işığın Kozmik Tek Mıknatısıdır. İşte Canlı Yüreğin Güzelliği, Dünyanın ve Evrenin Güzelliği hep aynı Kaynaktandır. Kozmik Yüreğin Kaynağının Mıknatısındandır. Bu nedenle Güzellik Güzelliği çeker. Güzellik Işınları ile parlayan Yürek, kendisine benzeyen başka Yüreği çeker. Çünkü bilir ki, her Yüreğin derinliklerinde aynı Mıknatısı bulur, aynı Kaynağı bulur – Tanrı’nın Yüreğini, yani Sonsuz Mükemmellik içinde olan Kendini bulur. Sanatın Öz’ü işte budur! “Hangi yolda bana yaklaşmak isterse insan, O Yolda onu kutsarım.” Diyor Bahagavat Gita’da, Yaratan Sanatçı Krişna. Çünkü tüm Yüreklerin tüm Yolları, Kozmik Güzelliğin Merkezine yani Tanrı’ya götürüyor. Yürekleri Tanrı’nın Mutlak Güzelliğine götüren Gerçek Güzelliğin Işığı Kutsal Olsun!
 
 
                          

Sayfa Başı

 
                                                                   Copyright ©2008 - Kültür Işığı Web Sitesi.
                                                  Tüm haklar Saklıdır. Bu Sitenin hiçbir sayfası veya parçası kullanılamaz.