KÜLTÜR IŞIĞI - DÜNYAYI AYDINLATIR

                                                             D Ü N Y A Y I   A Y D I N L A T A C A K   T E K   I Ş I K - G E R Ç E K   K Ü L T Ü R   I Ş I Ğ I D I R !
 
 
    Ana Sayfa
  Kültür ve Kültüroloji
    Kültür Işığı
    Kültüroloji
    Kültür Felsefesi
    Felsefe Kültürü
    Estetik Kültürü
    Sanat Kültürü
    Doğa Kültürü
    Kozmik Kültür
 
  Kültürü Geliştirenler
    Kültüre Hizmet  Edenler
    Kültür Kütüphanesi
 
 
 
 
             
 
 
 
 
 
  
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

   

 

KÜLTÜR IŞIĞI

 
        KÜLTÜR NEDİR?
        KÜLTÜR’ÜN BELİRTİLERİ 
        İNSAN HAYATINDA KÜLTÜRÜN ROLÜ
                                                                   
GERÇEK NEDİR? EN YÜKSEK GERÇEĞİ NASIL BULURUM?
GÜZELLİK, SEVGİ VE HAREKETLE!
 
BEN KİMİM? GERÇEK KENDİMİ NASIL İDRAK EDEBİLİRİM?
GÜZELLİK, SEVGİ VE HAREKETLE!
 
SEVGİ NEDİR? ONU NASIL BULURUM?
GÜZELLİK, SEVGİ VE HAREKETLE!
 
GÜZELLİK NEDİR? ONU NASIL GÖREBİLİRİM?
GÜZELLİK, SEVGİ VE HAREKETLE!
 
BİLGELİK NEDİR? ONU NASIL ÖĞRENİRİM?
GÜZELLİK, SEVGİ VE HAREKETLE!
 
ÖZGÜRLÜK NEDİR? ONA NASIL ULAŞIRIM?
GÜZELLİK, SEVGİ VE HAREKETLE!
 
MUTLULUK NEDİR? ONU NASIL BULURUM?
GÜZELLİK, SEVGİ VE SEVİNÇLE!
ÇÜNKÜ SEVİNÇ – ÖZEL BİLGELİKTİR.
 
HAYATIMI NASIL YAŞAMALIYIM?
BİR İP ÜSTÜNDE KOŞAR GİBİ –
GÜZEL, HIZLI VE KORKUSUZ!
 
                                             
 
                                                                       KÜLTÜR NEDİR?
 
       Bu soruya sayısız ifade bulmak mümkündür. Bilim adamları bile Kültür kavramını tam olarak doğru şekilde ifade etmek için zorlanıyorlar. Bu nedenle Kültür kavramının Özünü arayan biri yüzlerce bilimsel ifade bulabilir. Ama ne yazık ki bunların çoğu Gerçekten uzaktır. Bunun esas nedeni yaşadığımız çağın ruhsuzluğu ve maddiyata düşüşüdür. Çağdaş Dünyanın şartlarında tüm kavramlar deforme olmuştur. Ama en çok baskıya ve deformasyona uğrayan kavram, Kültür kavramıdır. Bu nedenle en büyük ihtiyaç da bu Kültür kavramını temiz ve Gerçek seviyesine getirmektir. Çünkü Kültür, Hayatın Özüdür, Yüreğidir, Ruhudur, Hayatın Canlı Ateşi ve Işığıdır.
 
       Ne yazık ki Kültür’ün Öz’ü ve temelleri öyle bir deformasyona uğramış ki, onu sivilizasyon ile, uygarlık ile karışmış halde buluyoruz. Hatta ‘medeniyet nedir’ diye sorduğumuzda, çoğu insan tekniğin ve teknolojinin getirdiği, uygarlığa ait şeyleri düşünür. Ama Kültür ve uygarlık tamamen farklı şeylerdir. Kültür, toplumun hayatının en yüksek, temiz ve ruhsal boyutlarını ifade eder. Uygarlık yani sivilizasyon ise, hayatın toplumsal ve maddi, teknik ve teknolojik formlarının, şekillerinin ifadesidir. Uygarlık yüzeysel ve geçicidir. Kültür derin, evrensel ve insanın ruhu gibi ölümsüzdür.
 
       Peki Gerçek Kültür nedir? Kültür kelimesi iki kökten oluşmuştur. Birincisi eski Druid’lerden gelen ‘Kult’ kavramı, İyiliği, Güzelliği, Yüceliği, Tanrısallığı saymak ve sevmek demektir. ‘Ur’ kavramı ise, eski Uzakdoğu dillerinden gelen Işık, Ateş anlamı taşıyan kelimedir. Böylece Kult – Ur, Işığı sevmek demektir. Hangi Işığı? Tabii ki, Ruhsal Işığı! Bu Ruhsal Işık ilk önce insanın bilincinde Güzellik, Bilgi ve Sevgi olarak ifade ediliyor.
 
       Böylece Kültür, insanın Öz’ünde, Yüreğinde olan, onun Yaratılışından oluşan Ruhsal, Tanrısal Işığı sevmek, saymak ve O’na hizmet etmektir. Yani insanın Yüreğinde saklı olan Ruhsal Güzellikleri, Ruhsal Bilgeliği ve Bilgiyi, Ruhsal, Tanrısal Sevgiyi sevmek ve O’nun gelişmesi için, Yücelmesi için, büyümesi için hizmet etmek demektir. Buradan anlaşılıyor ki, Kültür ve Kültüre ait olan her şey insanın Yüreğindeki Yüce Işığa Hizmet demektir. Yani O Işığı büyüten, geliştiren ve yükselten hizmettir. Çünkü her varlığın gelişmesi ve tüm evrenin hayatının gelişmesi de bu Kaynak sayesinde oluşur. Her atomun, her hücrenin, her insanın, hatta her bir kozmik varlığın Hayatının Özü, O’nun Yüreğindeki bu Yüce Tanrısal Işığa bağlıdır. Ve ancak O’nun gelişmesi, insanın hayatının gelişmesini sağlayabilir. Hatta ölümsüzlük kavramının da sırrı bu Kaynağa bağlıdır.
 
       Böylece görüyoruz ki Kültür kavramı, insan hayatının en temel, yüksek ve derin köklerini ifade eden kavramdır. Hiçbir uygarlık, hiçbir insanlık bu Yüce Temel olmadan ne var olabilir, ne yaşayabilir ve ne de gelişebilir. Uygarlık eğer bu Yüce Ruhsal Işığı taşıyorsa Kültür’ün bir parçası olabilir. Ama eğer uygarlık dediğimiz şey sadece cansız, ateşsiz, ışıksız, ruhsuz, mekanik, teknik ve teknolojik şeylerden oluşuyorsa, onun Kültür ile hiçbir ilgisi yoktur. Eğer insan kendi Yüreğindeki bu Yüce Ruhsal Güzellik, Bilgelik ve Sevgi Işığını, teknik ve uygarlık objelerine ve yapıtlarına verebilmişse, o insanın elinden çıkan yapıtlar veya eserler ruhsallaşmış, ışıklanmış ve bu nedenle Kültür Taşıyıcısı olmuştur, demek mümkün. Sadece o zaman teknik, teknolojik, uygar ürünler, eserler ve objeler Kültür’e ait olabilir. Yani eğer Kültür, insanın Yüce Ruhunun Işığı ise, sadece bu Işığı taşıyan şeyler Kültür’e aittir. Ve Kültür’e ait şeyler bu Işığı toplum içinde dağıtır ve başka insanların Yüreğindeki Ruhsal Işığın ateşlenmesine, büyümesine ve yükselmesine yardımcı olarak hizmet eder. Ama bu çağda insanlarda mevcut olan mekanik bilinci ve bencil aklı güçlendiren, maddi bedensel hayatı destekleyen fakat insanın ruhunu desteklemeyen, geliştirmeyen hiçbir şey Kültür’e ait değildir; bunlar karanlığa ait şeylerdir. Yüce, Tanrısal Güzellik, Bilgelik, Sevgi ve hareket olmayan hayat, kültürsüz hayat demektir. Ve öyle hayatı kuran herhangi bir uygarlık, kendi sonunu, ölümünü imzalamıştır; o dejenere olur ve yok olup gider. Aynı şekilde herhangi bir toplum, grup, kurul, organizasyon veya ayrı bir insan, kendi Yüreğinde ve bilincinde, Ruhsal Işığı yani Yüce, Temiz ve Özgür Sevgiyi, Güzelliği ve Bilgeliği beslemiyor, geliştirmiyor ve başkalarının yüreklerinde ve bilincinde de bunu sağlamıyorsa hayat köklerini yok etmiş, kurutmuş ve yok oluşa gitmektedir, demektir. Ama mekanik bilincin, aklın ve çağdaş uygarlığın hipnozu altından uyanabilen ve onların tuzaklarından kendini kurtarmayı isteyen insan, Gerçek Güzelliği, Gerçek Bilgeliği, Gerçek Sevgiyi hayatın Gerçek Manasını yani Gerçek Kültür’ü aramaya başlar ve sonunda uyanır ve ilk önce Gerçek kendini idrak eder. Ve görür ki kendi Yüreğinde, Dünyada ve Evrende hayatın En Temel şeyi hep aynıdır ve O’nun adı Yüce Ruhsal Işık’tır, yani Kültür’dür. Ve sahte değil Gerçek hayatı yaşamak için, o kendi Yüreğinde ve başka insanların Yüreğinde var olan O Yüce Işığı görmeye ve O’na hizmet etmeye, O’nu geliştirmeye, büyütmeye, yüceltmeye çalışır. Ve sadece böylece kendi hayatının amacına ulaşır.
 

                                                         

KÜLTÜR’ÜN BELİRTİLERİ
 
       Gerçek Kültür’ü veya Kültür’e ait olan herhangi bir şeyi, kültürsüzlükten ve kültürsüz şeylerden nasıl ayırt edebiliriz?
Cevap – Kültür’ün belirtileri ile! Nedir o belirtiler? İşte bunlar:
        Ruhsallık, isterseniz Tanrısallık, Ruhsal Işık – yani Ruhsal, Yüce, Tanrısal hatta Sonsuz Sevgi, Bilgelik, Güzellik, Özgürlük, İyilik, Temizlik ve Bir’lik veya Teklik! Bunlar herhangi bir geçici şekil, isim, nedensellik, zaman ve mekandan üstündür. O yüzden Kültür’ün en önemli belirtilerinden biri daha – Ölümsüzlüktür. Evrende fiziğe göre her şey Entropi Kanununa bağlıdır. Buna göre Dünyada ve Evrende olan her şey zaman içinde tüm enerjileri tüketir, sıfırlar ve yok olur. Kültür ve Kültüre ait olan her şey Negentropi Kanunu’na bağlıdır. Yani zamandan, herhangi bir nedenden, dış etkiden ve güçten, darbeden etkilenmez, kendini, kendi Ruhsal Öz’ünü korur ve böylece ölümsüz olur.
 
       Uygarlık ve uygarlığa ait olan her şey geçicidir, zamana, mekana, nedenselliğe, kendi şekline ve ismine bağlıdır; herhangi bir içsel veya dış darbeden etkilenir ve zaman içinde entropi nedenleriyle yok olur. Örneğin, Leonardo’nun yaptığı ‘Mona Lisa’ tablosunun maddi şekli ve zamandan etkilenen diğer tarafları zaman içinde bozulup silinerek yok olabilir. Ama Mona Lisa’nın Yüce, Ruhsal, Tanrısal Güzellik, Bilgelik, Sevgi Işığı taşıyan İmajı bu dünyada da, bu evrende de sonsuza kadar kalacaktır, O ölümsüzdür. Nice uygarlıklar bu dünyada kuruldu, yaşadı, kendi zirvesine ulaştı ve sonunda çöktü ve silinip yok oldu. Onların çoğunun adları bile insanlığın hafızasında kalmadı. Ama Kültür’e ait olan inanılmaz eski Vedalar, çeşitli efsaneler ve mitler, hatta masallar, binlerce ve binlerce yıllar yaşıyor ve yaşamaya devam edecek. Dünyadan geçen uygarlıklar arasında bilindiği gibi Limurya, Atlantis, şimdiki Beşinci İnsanlık ve bu beşinci ırkın tarihinde oluşan Hindistan’daki Mağurya uygarlığı, Eski Mısır uygarlığı, Eski Çin uygarlığı, Eski Yunan uygarlığı, Eski Mezopotamya uygarlığı gibi birçok başka uygarlıklar da kendi yaşamını çoktan bitirmiştir. Ama onlara ait olan Kültür şimdi de yaşıyor ve gelecekte de yaşayacak.
       Böylece görüyoruz ki, Kültür taşıyan insan yani Kültürlü insan, çeşitli uygarlık değerleri ile kendini süsleyen Rokfeller gibi biri olamaz. Ama Buddha gibi, Sokrates gibi, İsa gibi, Leonardo gibi, Beethoven gibi, Einstein gibi, Rabindranath Tagore gibi, Vivekananda gibi birileri kendi Yüce Yüreklerinde ve geniş bilinçlerinde Yüksek Ruhsallık, Güzellik, Bilgelik ve Sevgi Işığını taşıyanlar kesinlikle bu Dünyanın en parlak Kültür Taşıyıcılarıdır. Ve sadece Yüreklerinde böyle Yüce Ruhsal Işığı taşıyan insanlar kendi bilinçlerini de, akıllarını da, duygularını da, hareketlerini de, eylemlerini de, tüm kendi hayatlarını ve etraflarında olan her şeyi hatta bütün dünyayı bu Yüce Kültür Işığı ile doldurur ve parlatırlar. Bu Yüce Gerçek Kültürü taşıyan, içeren, buna sahip olan insan ilk önce kendi egosunu, şahsiyetini aşmış olan insandır; kendini Ruh olarak idrak eden insandır ve kendi Yüreğinde olduğu gibi başka insanların Yüreğinde de Yüce, Canlı, Tanrısal Işığı gören ve O’na, O’nun büyümesi, gelişmesi, incelmesi ve yücelmesi için seve seve hizmet eden insandır. Ama kendini beden veya kişi olarak algılayan ve başkalarına, insanlığa değil de kendi egosuna, şahsiyetine, aklına, kendi bencil isteklerine hizmet eden bencil insan kendi Yüreğindeki O Yüce Işığı söndürebilir ve böylece kendi ruhundan, Özben’inden, Yüreğindeki Tanrısal Işık’tan kendini ayırır, uzaklaştırır ve sonunda Kültürlü olmak yerine kültürsüz bir varlığa dönüşür.
 
       Kültür’ün önemli belirtilerinden biri Evrensel Birlik duygusudur. Advaita Vedanta - Teklik Felsefesine göre – “Her şey tek şeydir”. Okyanusun tüm damlaları tek ve bütün bir okyanusu oluşturur. O yüzden her damla tüm okyanus ile birdir. Bunun gibi her insan tüm insanlık ile, tüm Kozmos ile birdir ve bu ana fikirden ortaya çıkan ilk temel Evrensel Ahlak Prensibi’dir. Her insanın içinde bütün insanlık, hatta bütün evren vardır. Bu nedenle Kültürlü insan Barış, İyilik ve Birlikten yanadır. Kültürlü insan Barış için, Kardeşlik için, Birlik için çaba gösterir. Çünkü Kültürlü insan bilir ki, o ve Kozmik hayatta olan her şey onunla Birdir ve Tektir. Bu nedenle kime zarar vermeyi isterse istesin veya kime zarar verirse versin, o ilk önce kendine zarar vermiş olur. Ama eğer insan en az kendini sevdiği kadar başkalarını da seviyorsa, tüm insanlığı, tüm Dünyayı, tüm Evreni seviyorsa ve onları kendi ile bir görüyorsa ve hissediyorsa ve onların Ruhsallaşması, Güzelleşmesi ve Yücelmesi için hizmet ediyorsa, o insan Barış için ve Birlik için, Kardeşlik için ve Ahenk için ve sonunda Kozmik Evren için hizmet etmektedir. İşte o zaman o insan Gerçek Kendine hizmet etmektedir. Çünkü tüm hayatı kendi hayatı ile bir sayar. Tüm Kozmik Hayatı kendi hayatı ile aynı sever ve onun gelişmesine hizmet eder. İşte böyle insan Gerçek bir Kültür Taşıyıcısıdır. Onun Yüreği tüm Dünyayı aydınlatan Kültür Kaynağıdır.
 

İNSAN HAYATINDA KÜLTÜR’ÜN ROLÜ
 
       Bugünkü Çağdaş Dünyada, global, toplumsal, politik, ekonomik, ekolojik problemlerle sarsılan, dengesini kaybeden ve çılgınca karanlığa gömülen Dünyada, onu bu durumdan kurtaracak şey Işıktan başka ne olabilir ki! Maddiyat, ruhsuzluk, mekanik bilinç ve akıl, çirkinlik, cehalet, nefret, öfke, terör ve savaşlar dolu dünyanın en büyük ihtiyacı Barış, Sevgi, Temizlik, Güzellik, Ruhsallık, Bilgelik, Ahenk ve Birlik değil midir? Güce karşı güç, silahlara karşı daha da etkili silahlar, yeni teknolojiye karşı daha da üstün teknoloji, bombalara karşı daha güçlü bombalarla bu dünya kurtarılamaz. Barış, Huzur ve Mutluluk sağlanamaz. İlk önce insanın, Yüreğindeki, içindeki huzursuzluğu, saldırganlığı, öfkeyi, çirkinlikleri ve karanlıkları yani tüm kültürsüzlükleri yenmesi gerekir. O zaman dünyada bir insan diğer insanlara anlayış gösterebilir, sevgi ve saygı gösterebilir, iyilik yapabilir ve sonunda dünyada Barış, Huzur ve Kültür zafer kazanabilir. Yani karanlık, çirkinlik ve kültürsüzlüğe karşı Kültür içeren Güzelliği, Bilgeliği ve Sevgiyi ortaya çıkarmak gerekir. Kültür Işığı ile insanın Yüreği de, bilinci de, aklı da, duyguları da aydınlanabilir. Ve böylece dünyada nefret yerine Sevgi, çirkinlik yerine Güzellik, cehalet yerine Bilgelik ve karanlık yerine Yeni ve Işık dolu Altın Çağ inşa edilebilir. Böylece çok aydın görüyoruz ki, insanın ve toplumun hayatında, Kültür’ün Yeri ve Değeri son derecede yüksek önem taşır. Kültür ile Barış sağlamak, Kültür ile yani Güzellik, Gerçek Bilgi ve her şeyi dolduran Ruhsallık ile insanın içindeki, Bilincindeki ve Aklındaki karanlık vahşilikleri yenmek mümkündür. İnsan kendini sevdiği gibi, tüm insanları kendi kardeşleri gibi sevmelidir. Ve en içten ve samimi şekilde tüm insanlıkla ve herhangi bir insanla işbirliği yapmaya açık olmalıdır. İşte Kültür’ün getirdiği nimetler ve değerler budur! Kültürsüz uygarlık insanlığın mezar taşına dönüşür. Doktorun elindeki bir lazer ışığı ile körleşmiş gözü ameliyat edip insanı aydınlatmak mümkündür, ama bencil, saldırgan bir vahşinin elinde o lazer ışığı binlerce insanı yok edebilecek silaha dönüşebiliyor. O yüzden insanın kendi içinde silahsızlaşması, barışçı ve dengeli olması gerekir. Yani içindeki tüm vahşiliklerden ve çirkinliklerden, karanlık ve dengesizliklerden arınması gerekir. Ancak o zaman kendini arındıran, Gerçeği arayan, Ruhsallaşan, Kültürlüleşen insan kendini de, ailesini de, ülkesini de, Dünyayı da kurtarabilir.
 
Profesör Nicholas Roerich, Kültür oluşmasında böyle basamaklar olduğunu belirtmiştir:
1. Cehalet
2. Uygarlık
3. Eğitimlilik
4. Entelekt
5. Ruhsal İnceleşme
6. Sentezleştirme Yeteneği
7. Ve ancak tüm bunlardan sonra, Kültürlülük
 
       Böylece görüyoruz ki, Kültür hayatta en değerli şeydir. Ve Kültür olan yerde, cehalet gibi diğer geride kalmış şeyler olmamalı. Kültürlü insan ve Kültürlü toplum, etrafında gördüğü doğaya ve doğal Güzelliklere, doğanın dengesine ve ekolojisine zarar vermez. Bunun aksine onları korur ve geliştirmeye çalışır. Ama görüyoruz ki, insan kültürsüzlüğünden ve cehaletinden sadece etrafımızdaki doğa değil, bütün Dünya gezegeni dengesini kaybetmiş hale gelmiştir. Global ısınma gibi, iklimlerin dengesizliği gibi, yeniden çıkan çeşitli hastalıklar gibi, ekonomik ve politik krizler gibi, saldırganlık, terör ve savaşlar gibi durumlar azalmıyor. Ve bunun nedeni insanlara Kültür yerine verilen anti-kültürdür. Güzellik yerine çirkinliği estetize etmeye çalışan, ruhsallık yerine akıl ve mantığı güçlendirmeye çalışan, özgürlük yerine çeşitli engeller koyanlar asla Kültürden yana değildir. Bu nedenle Kültür Ekolojisi problemleri, dünyanın en büyük ruhsal yaraları gibi kan döküyor. İşte bunları iyileştirecek insanlara, kahramanlara, Ruhsallığa ve Yüce Kültür’e sahip olanlara bu Dünyanın şimdi ihtiyacı vardır. Sadece Yüce Kültür Işığı taşıyanlar tüm bu Kültür Ekolojisi problemlerini çözüp, yaraları sarabilir, iyileştirebilir ve insanlığa Barış, Huzur, İyilik ve Mutluluk getirebilir.
 
 
 
                                                      
 

Sayfa Başı

 
                                                                   Copyright ©2008 - Kültür Işığı Web Sitesi.
                                                  Tüm haklar Saklıdır. Bu Sitenin hiçbir sayfası veya parçası kullanılamaz.