KÜLTÜR IŞIĞI - DÜNYAYI AYDINLAT - KULTUR FELSEFESI

                                         D Ü N Y A Y I   A Y D I N L A T A C A K   T E K   I Ş I K - G E R Ç E K   K Ü L T Ü R   I Ş I Ğ I D I R !

 
 
    Ana Sayfa
  Kültür ve Kültüroloji
    Kültür Işığı
    Kültüroloji
    Kültür Felsefesi
    Felsefe Kültürü
    Estetik Kültürü
    Sanat Kültürü
    Doğa Kültürü
    Kozmik Kültür
 
   Kültürü Geliştirenler
    Kültüre Hizmet Edenler
    Kültür Kütüphanesi
   
 
 
 
              
 
 
 
      
 
  

 

 

KÜLTÜR FELSEFESİ

 
 
                                            
 
       Burada Kültür’ün Öz’ünden, Doğasından, Fonksiyonlarından ve Öneminden söz edeceğiz. Kültür Felsefesi’nin en önemli çağdaş görevi, Kültür anlayışını çeşitli deformasyonlardan arındırmak ve Gerçek Kültür’ün ne olduğunu ortaya koymaktır. Son yüzyıllar içinde Kültür kavramı, Kültür’ün kendisi gibi Dünya’nın birçok ülkesinde iyice zedelendi ve çok çeşitli baskılara, deformasyonlara ve bozukluklara uğradı. Ve sonunda Kültür kavramının anlamı sivilizasyon – uygarlık anlamına getirildi. Ve bu zedelenmeler sadece teoride değil, en somut hayat pratiğinde de çok şiddetli ve çarpıcı şekilde gerçekleşmiştir. Neden böyle oldu? Çünkü ruhsuzluk, ahlaksızlık, kültürsüzlük ve cehalet insanları kolayca köleleştirilebilmekte ve her çeşit manipülasyonla ve kolayca kullanılabilir hale getirmektedir. Eğer Kültür yoksa Yaratıcılık yok demektir. Onun yerine tüketici insan ortaya çıkıyor. Tüketici insan ise bu ticaret çağında en çok istenen insan tipidir. İnsanların istekleri çoğalsın – özellikle maddi istekleri, bu istekleri gerçekleştirmek için insan para kazanmak zorunda kalsın, daima iş arasın, iş bulduğu zaman ona sıkı sarılsın, parasız ve işsiz kalmaktan korksun, en küçük bir hata yaparsa ya da yönetimin istediğinden farklı davranırsa sokağa atılsın, böylece işsizler ordusu çoğalsın ki çalışanlar, işsiz kalmaktan daha çok korksun, çünkü her zaman işsizler ordusundan onun yerine birisini alıp onu işten kovmak kolay olsun. Böylece patronlar, yöneticiler isterse iki, üç, beş saat iş günü bittikten sonra da kalsın ve çalışmaya, ekstra ücret istemeden ve sanki mecbur gibi devam etsin. Hatta tatil günleri, hafta sonları bile sık sık işe gelsin, çalışsın, çalışsın, çalışsın. İşveren ise daha çok kazansın, kazansın, kazansın. İşte bu parasız kalma korkusu, işsiz kalma korkusu, çağdaş insanı kendi işyerine, eski çağların kölelerinin zincirlerinden daha güçlü bağlamıyor mu?
 
       Kültürsüzlüğün başka bir neticesi, insanlığın sevgi, sevinç, özgürlük ve yaratıcılık, güzellik ve yücelik dolu bilinç yerine, mekanik bilincin hapsine düşmesidir. Mekanik bilinç ise robot bilincinden pek farklı değildir. Çünkü mekanik bilinçte ne Düşünce Kültürü vardır, ne Duygu Kültürü vardır, ne Estetik Algılama, ne Yaratıcılık vardır ve ne de Sanatsallık… İşte geçen çağın başında Taylor’un yarattığı Seri Üretim Bandının üzerinde çalışan işçilerin monoton, rutin yaptıkları hareketler ve iş tamamen mekanik bilinç insanı yaratmaktadır. Bir yeni Mercedes arabası yaratmak için, bir mühendisin bir projesi yeterli olabilir. O bir mühendis yaratıcı bilince sahip olabilir ve yanında da bir iki yaratıcı bilinçte tasarımcı olabilir. Ama binlerce Mercedes arabaları, tamamen Mekanik bilinçteki işçilerin elinden çıkmaktadır. Yani bir yaratıcının yanında yüz binlerce mekanik bilince sahip olanlar çalışmaktadır. Yüz binlerce, milyonlarca insanlar çoktan bıktıkları bu işi neden her gün monotonlukla yapmaya devam ediyorlar? Tek cevabı: para için. Ruhsal olmak için değil. Sevgi veya Güzellik veya Yücelik dolu olmak için değil. Tanrı ile birleşmek için de değil. Kültürsüz mekanik bilinçli insan bu Yüce Ruhsal Değerleri çoktan çöpe atmıştır. Onun tek isteği bazen o bunu idrak bile etmese, tüketici olmaktır. Genelde insan böyle düşünür: karnım doymalı, çocuklarımın ve ailemin karnı tok olmalı, onların barınağa, yiyeceklere, eğitime vs. ihtiyacı var ve ben para kazanmasam onlar aç kalacak, evsiz kalacak, eğitim alamayacak vs… Sıradan insan farkında bile değildir ki, bu bir programdır; tüketici program tuzağıdır. Çünkü her üretici kendi malını satmayı ister ve bundan maksimum para kazanmak ister. Eğer bu malları satın alıp tüketen kimse olmazsa, o bir şey satamaz. Bu nedenle çağdaş sistem Kültürlü insan yerine mekanik bilince sahip olan tüketici insanı yaratmıştır. Bunun sayesinde Gerçek Kültür yerine insanlar anti-kültür ile besleniyor; Gerçek Sanat yerine dejenere olan dekadan türde sanat yapıtları ile besleniyor; Gerçek Eğitim yerine işe yaramayan, hayattan ve gerçekten çok uzak olan okul programları veriliyor. Ve sonunda insanlık bilinci ve aklı hayatın gerçek anlamını da, manasını da, hatta kendi Özbenini ve Yüce Ruhsal Tanrısal Gerçekleri de çoktan kaybetmiştir, bunun yerine her çeşit yapay uygarlık ürünleri ile beslenmektedir ve bu zehirlerle uyutulmaktadır.
 
       Peki Gerçek Kültür nedir? Kültür’ün Öz’ü nedir? Bu sitenin çeşitli sayfalarında bu konu defalarca açıklanıyor. Bir daha burada da açıklayalım. Kültür, insanın ruh merkezi olan Yüreğindeki Güzellik, Sevgi, Bilgelik, Özgürlük, Sevinç Yüce Enerjileridir – yani Işıktır. Çoğu insan Sevgi dediğinde veya Bilgelik dediğinde veya Güzellik kelimesi duyduğunda, bunun sadece bir kelime olduğunu sanıyor. Ve bu kelimenin bir anlamı olduğunu sanıyor. Bu kelimenin anlamı şudur ya da şudur denebilir… Yani insanın aklı Sevginin ne olduğunu bildiğini, Bilgeliğin ne olduğunu bildiğini, Güzelliğin ne olduğunu bildiğini, Tanrı’nın ne olduğunu bildiğini sanıyor. İşte tuzak buradadır. İnsan aklı sadece kelimeleri ve onların anlamını bilir. Ama Gerçek şudur ki, Kültür’ü, Güzelliği, Sevgiyi, Yüceliği kendi ruhunda, Yüreğinde tam olarak Yaşamadan bilmek mümkün değildir. Aklın hiçbir zaman bilmediği ve bilemeyeceği birçok Yüce konular vardır. Bu konulara ve bu konularla ilgili felsefeye Ezoterik Felsefe derler. Mekanik bilincin veya aklın bunları algılaması asla mümkün değildir. Mekanik bilinç çok somut şeyleri algılayabilir. Nedir onlar? Teknik ve teknoloji ile ortaya çıkan sivilizasyon ürünleridir. Ama Kültür konularını idrak etmek için, Gerçek Felsefe’yi, Gerçek Sevgi’yi, Gerçek Güzelliği, Gerçek Ruhsallığı, Bilgeliği idrak etmek için insan kesinlikle bu mekanik bilinci ve aklı aşmak zorundadır. Aksi takdirde insan asla akıl köleliğinden kurtulamaz ve Yüce Kültür’ün nimetlerine ulaşamaz. Uygarlık seviyesine indirilmiş mekanik bilincin hapsinde yüz binlerce yıllar daha köle gibi yaşamaya devam eder. Ama hiç kimsenin belki de günlük hayat içinde düşünmediği, çok önemli başka bir şey vardır: insanlık Yeni Çağ‘ın eşiğine gelmiştir. Güneş Sistemi, Dünya ve Dünyanın tüm doğası insanlarla birlikte Kozmos’tan gelen farklı enerjilerin etkisi altına girmiştir. Çağlar değişiyor. Gezegenler ve Dünya, Kozmos’ta olağanüstü hızla uçmaya devam ediyorlar ve Kozmik saatin zili artık çalıyor. Devasa Kozmik Çanlar çalıyor. Güneş hiçbir zaman olmadığı gibi parlak ve ateşli! Gökler yeni çarpıcı işaretlerle dolu. İnsanların ayakları altındaki toprak durmadan Global depremlerle sarsılıyor. Dünyada yaşanan Küresel ısınma, iklimlerin değişimi, durmadan artan fırtınalar, çeşitli hastalıklar ve diğer doğal ve yapay felaketlerin sayısı, vs. bunların hepsinin nedeni, çağdaş insanın ruhsuzluğu ve kültürsüzlüğüdür.
 
       Kurtuluş bizim içimizde başlar. Ruhumuzun Öz’ünde, Yüreğimizde taşıdığımız Yüce Güzellik, Bilgelik, Sevgi ve Sevinç ile başlar. Bu kavramların arkasındaki, aklın anladığı ifadeler değildir. Yüce, Tanrısal Realite, Yüce ve Tanrısal Enerjiler vardır. Yürek Ateşi ve Işığı vardır. İşte Kültür’ün Özü budur, işte Kültürün Kaynağı budur. Demek ki yapılması gereken tek şey, insanın Yüreğinde var olan bu Yüce Tanrısal Ateşi çoğaltmak, büyütmek ve Onun Işığını içerden dışarı vermektir. Böylece kendini de, başkalarını da aydınlatarak olağanüstü yaratıcı enerjileri dışarı çıkarmak mümkündür. O Yüce Sevgiyi, O Yüce Güzelliği, O Yüce Bilgeliği, O Yüce Mutluluğu ortaya çıkarmak demektir. İşte insanın Gerçek Hazinesi ve Değerleri onun Yüreğinde saklı olan bu Kültür Işığıdır. Para değil, pırlantalar değil, fabrikalar da değil, lüks oteller de değil, büyük şehirler de değil. Bir deprem bunların hepsini bir anda yok edebilir. Ama insanın Yüreğinden uyanıp ortaya çıkan Kültür Işığı, negentropiye sahiptir. O Işık ile yaratılan Giza piramitleri binlerce yıldır durmaktadır. O Işıkla yaratılan Eski Mısır Uygarlığı hala onu görüp idrak edenleri hayrete düşürmektedir. O Yüce Işığı taşıyan ve Tanrısal Bilgelikle dolu olan Vedalar ve Vedanta, yüz binlerce yıl öncesi gibi şimdi de insanlığı Gerçeğe götüren yolu apaydın olarak göstermektedir. İşte bu Yüce Işığı taşıyan Praksiteles’in, Lisip’in, Michelangelo’nun, Rodin’in heykelleri insanların yüreklerini Güzellik ve Yücelik duygusu ile doldurmaktadır. O Yüce Kültür Işığını taşıyan, Agra’daki Tac Mahal bütün Dünyaya Sevgi Ateşini ve Sevgi Işığını vermektedir. Ve Onu gören hiç kimse sönük yürekle dönmez. İşte bu Yüce Kültür Işığını taşıyan Bach’ın ve Beethoven’in müziği, insanların yüreklerini uyandırıyor ve bilinçlerini evren kadar genişletiyor. Eski bir laf vardır: “Her şey zamandan korkar. Zaman ise piramitlerden korkar.” Neden biliyor musunuz? Çünkü bu Giza Piramitleri Kozmik Kültür Işığı taşımakta ve Kozmik Kültür’ü Dünyaya indirmektedirler. Aslında yeryüzünde mevcut olan tüm Gerçek Kültür, Kozmos’tan gelmektedir. Milyarlarca galaksiler ve trilyonlarca yıldızlarla ve Yüce Işıkla dolu Kozmos, asla cansız olamaz. Ve insanı etkisiz bırakamaz, dünyayı karanlıkta bırakamaz. İşte Yeni Çağ geliyor. Ruhsallaşma Çağı, Kültür Çağı, Yüce İdraklar ve Yaratıcılıklar, Sevgi ve İşbirliği dolu Çağ! Bu yeni gelişmelere, Yeni Dünyanın Yeni Kültürüne ve Yüce Güzelliğine ve Işıklarına herkes Yüreğini açmalıdır. Herkes Tanrıların şerbeti gibi, bu Yüce Enerjileri Yüreklerine almalı, içmeli ve birbiri ile paylaşmalıdır.
 
  
 
       İşte Kültür’ün Doğası, bu içsel Yaratıcı, Tanrısal Işığı yüreklerden ortaya çıkarmak ve böylece bütün Dünyayı aydınlatmaktır. Evet, bu sadece Onun rolü değil; Onun doğasıdır. Çünkü Işık, bir yerde buz parçası gibi ya da bir göl suyu gibi duramaz. Işık olağanüstü hızla hemen her tarafa dağılır. Temiz, samimi, içten, yürekten çıkan Güzellik ve Sevgi duygusu bir anda bütün insanlığı sarabilir; bir anda insanlığın yaralarına ve acılarına şifa verebilir; bir anda çocukların ve sanatçıların gözlerini parıldatır; bir anda ameliyat masasında ölmek üzere olan hastayı kurtarabilir. Ama ne yazık ki hala yetmiyor, yetmiyor bu ışık bu Dünyada! Çünkü insan, yüreğindeki Yüce Güçleri uyandırmak yerine köle gibi beş kuruş para için yıllarını hatta bütün hayatını harcıyor. Yetmedi mi artık? Bu karanlık kimi memnun, kimi tatmin, kimi mutlu eder ki; bütün dünyanın parası bile senin olsa, ey insan adını taşıyan! Neden geldin bu gezegene! Ne için yiyor, içiyor ve nefes alıyorsun? Kimin için vuruyor kalbinin nabzı? Ne için buradasın? Nereden geldin ve sonra nereye gideceksin? Görmüyor musun; bilinç karanlığında sen her zaman yalnızsın! Eğlenceler, bu yalnızlığı artırır ve sadece acıları daha acı hale getirir, aynı yaraları tuzlamak gibi ve eğlenceler kurtarmaz seni! Aklında olan hiçbir şey seni kurtarmaz! Senin gücün aklında değil, Yüreğindedir, Ruhundadır, Özben’indedir! İşte O, Tanrı’nın Yarattığı Ölümsüz Özben’indedir!
 
       Neler neler yapmaz uyanmış insanın Yüreği! Tüm Dünyayı değiştirir, tüm hayatı yeniler, tüm insanlığı Altın Çağa götürür. Çünkü bu Kültür Işığı, Ruhsallaştırır! Çünkü Kozmik Ahlak’a götürür, Kozmik Bilgeliğe, Kozmik Bilince götürür; Gerçek Yüce Gerçeğe götürür, Sonsuz Ölümsüz Hayata götürür; Özgürlüğe götürür; Sonsuz Güzel ve Mutlu Hayata götürür. İşte Kültür Işığının çeşitli fonksiyonları bunlarla ve bu Dünya insanının değişimi ile ilgilidir. Dünyada ne kadar çok değişmesi gereken şey varsa, Kültür Işığının da o kadar çok fonksiyonu vardır. Ve her bir fonksiyon insanın çeşitli ihtiyaçlarını karşılayacaktır ve sonunda onu Altın Çağa götürecektir. Güzel, sevgi ve mutluluk dolu Dünyaya götürecektir. Barış, özgürlük ve yaratıcılık dolu dünyaya götürecektir. Tüm Dünyanın hayatı yenilenecektir ve insanlık inanılmaz şekilde değişecektir. Bu zaman akıntısını, bu Dünyaya gelen Kozmik Enerjileri, bu insanın yüreğinden uyanıp ortaya çıkan Kültür Işığını hiç kimse durduramaz. Durdurmaya çalışan kendini bu ateşle yakmış olur. İşte Çağdaş Dünyadaki Kültür’ün Önemi bu kadar Büyük ve Yücedir!
 
       Yaşasın Yeni Dünya’nın ilkbaharı! Yaşasın Kültür Işığı! Yaşasın bu Kültür Işığını taşıyan her bir insanın Yüreği!

 

Sayfa Başı

 
                                                    Copyright ©2008 - Kültür Işığı Web Sitesi.
                           Tüm haklar Saklıdır. Bu Sitenin hiçbir sayfası veya parçası kullanılamaz.