DÜNYAYI AYDINLAT - FELSEFE KULTURU - KÜLTÜR IŞIĞI

                                         D Ü N Y A Y I   A Y D I N L A T A C A K   T E K   I Ş I K - G E R Ç E K   K Ü L T Ü R   I Ş I Ğ I D I R !

 
 
    Ana Sayfa
  Kültür ve Kültüroloji
    Kültür Işığı
    Kültüroloji
    Kültür Felsefesi
    Felsefe Kültürü
    Estetik Kültürü
    Sanat Kültürü
    Doğa Kültürü
    Kozmik Kültür
  
  Kültürü Geliştirenler
    Kültüre Hizmet Edenler  
    Kültür Kütüphanesi
 
 
 
              
 
 
     
      
 
  

 

 

FELSEFE KÜLTÜRÜ

 

       FELSEFE KÜLTÜRÜ. Bu iki kavramın Gerçek anlamı nedir diye sorsak ve bunu incelesek ortaya çıkan cevap şudur: Felsefe kelimesi – Eski Yunan Dilinde iki kelimeden oluşmaktadır; “Filo - Sevgi” ve “Sofia – çağdaş dille - Yüce Tanrısal Ezoterik Bilgelik”. Yani Filosofia, Yüce Tanrısal Bilgeliği Sevmek demektir. Aslında nereye götürüyor bu Sevgi diye sorsak, cevabı – En Yüce Mutlak Gerçek’tir. Yani böylece Felsefe’nin Amacı Yüce Bilgelikle En Üstün Mutlak Gerçeğe ulaşmaktır.

       Ne demektir Yüce Bilgelik? İnsanın şahsiyetini, aklını aşan, tüm insani bilgilerden üstün olan, isterseniz Tanrısal Ezoterik Bilgelik demektir. Nedir Bilgelik? Kesinlikle insan aklında olan, o akıl ne kadar gelişmiş olursa olsun, tüm bilgilerin toplamı ve sentezi değildir. Gerçek Bilgelik insan aklı ile hiç ilgili değildir. Gerçek Bilgelik’in, en Yüce Tanrısal Sevgi’nin götürdüğü yer olağanüstü, şahsiyet üstü, dünya üstü, Kozmik Mutlak Gerçektir, Realitedir. Peki bunun başka bir adı var mıdır? Tabii ki, en eski zamanlarda, Dünyanın en eski ezoterik metinleri sayılan Vedalarda, buna Atman diyorlardı, Brahman diyorlardı. Ve Dünyada bilinen Ezoterik Felsefe Öğretilerinden en üstün olan Advaita Vedanta Felsefesi'nde (Teklik Felsefesi), Atman – Brahman diyordu. Yani bu iki kavramı Bir olarak algılıyordu. Advaita Vedanta tam olarak Yüce Ezoterik Felsefe Öğretisidir. Dünyada bilinen ve insan aklından çıkan herhangi bir öğreti ekzoterik öğreti veya felsefe sayılır. Ezoterik Felsefe ise, daha önce dediğim gibi insan aklından çok üstün bir felsefedir. Bu Felsefe, Yüce Bilgeliği ve Gerçeği idrak ederek, hatta değişik bilinç halinde – meditasyon ve samadhi halinde ulaşılan, Transedental bir İdraktır.

       Böylece önümüze çıkan en yüksek Felsefe Kültürünü taşıyan Öğreti, Advaita Vedanta Öğretisidir. Vedalar’ın devamı ve üstün Ezoterik Felsefesi olan Vedanta Felsefesi, dünya gezegeninde en büyük ve Yüce Felsefe Kültürünü taşıyan Öğretidir. Eğer dünya tarihinde mevcut olan tüm felsefe öğretilerini bir araya toplasak sonunda bir piramit gibi şekil bulabiliriz. Bu piramidin altında, en düşük formalite mantıktan kaynaklanan felsefe öğretileri yer almaktadır. Örneğin Aristoteles’in Felsefesi buna örnektir. Bunlardan daha aşağıda sokak felsefesi, pazar felsefesi bulunuyor. Ama bu öğretilerin Kültür ile hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü sokak felsefesi adı verdiğimiz şey, aslında felsefeyi bilmeyen, sevmeyen, düşünce kültürüne hiç sahip olmayan, gerçekleri aramayan en sıradan insanın bile sahip olduğu kendi bir dünya bakışına sahiptir. Onun bu dünya bakışı tamamen karanlık bir şey olsa bile, bu, onun dünya bakışından ve cehaletinden ortaya çıkan son derecede bencil ve düşük seviyede kendi aklında taşıdığı iki-üç, tamamen bilimsellik dışında olan düşüncesini ‘bu gerçek’ diye kabul eden ve ‘benim bildiğim doğrudur’ diye kabul eden insanın mantıksal davranışıdır. Elbette burada Kültür’den söz etmek mümkün değildir. Formalite mantık üzerine kurulan öğretiler de, sadece düşük seviyede olan akıl mantığı üzerinde kurulduğu için kültür ışığını taşımıyor.

       Bu Felsefe piramidinin orta basamaklarında, Kültüre ilk adım atan Felsefe türleri Diyalektik Felsefe Türleridir. Diyalektik ve bazı gelişmiş Diyalektik Felsefe Öğretileri Ezoterik boyutlara ulaşabiliyor demek mümkündür. Örnek olarak,  Laozi'nin Eski Çin Öğretisi olan Dao De Jing (Tao Te Ching) Öğretisi, Heraklitos’un Öğretisi, Sokrates ve Platon’un Öğretisi, Hegel’in Diyalektik Felsefesi verilebilir. Diyalektik Felsefe, Karşıtlar Birliği Felsefesidir. Yani dualite üzerine kurulmuş, diyalektik mantığı kullanan, her karşıtın kendi karşıtı olduğunu ve bu karşıtların aynı şeyin karşıtı olduğunu, yani karşıtlar birliğini gösteren bir Felsefe türüdür.

       Daha da yüksek basamakta biz Meta Diyalektik Felsefe Öğretilerini görebiliriz. Yani Dualite ve Teklik Öğretileri arasında yer alan Felsefe Öğretileridir bunlar. Başka bir ifadeyle Tekliği ve Dualiteyi birleştirmeye çalışan Felsefe Öğretileri. Örneğin, Hint Felsefe Öğretilerinden Maha Vira’nın Vaşişta-Advaita Felsefe Öğretisi.

       Bu Felsefe piramidinin zirvesinde ise daha önce söylediğim gibi, Advaita Vedanta -Teklik Felsefesi bulunmaktadır.

       Diyalektik ve onun altındaki felsefe öğretileri ekzoterik öğretilerdir. Meta Diyalektik ve Advaita Vedanta gibi öğretiler Ezoterik Felsefe Öğretileridir. Advaita Vedanta - Teklik Felsefesi’nin birkaç örneği Şri Şankara Çarya Öğretisinde, onun hocası Govinda’nın Öğretisinde, Gautama Buddha’nın Şunya Öğretisi ve Pracnaparamita Sutra Öğretisinde bulunmaktadır.

       Yüzlerce yıl unutulmuş ve sadece birkaç Hintli Hocalar ve Filozoflar tarafından bilinen Advaita Vedanta Felsefesi, 19. ve 20. yüzyıllarda tekrar Neo-Vedanta Felsefesi olarak ortaya çıkmıştır. Bunların en parlak örneklerinden biri Svami Vivekananda’nın Pratik Vedanta Öğretisidir; diğeri “Ben Kimim” diye insanın en Yüce Tanrısal Özünü arayan ve inceleyen ve idrak eden Ramana Maharshi’nin Maha Yoga Öğretisi’dir.

       Felsefe Kültürü’nden söz ederken elbette öncelikle, Düşünce Kültüründen söz etmek gerekmektedir. Ve şimdi Dünyada mevcut olan insanlığın genel entelektüel seviyesi, ne yazık ki Düşünce Kültürünü taşımamaktadır. Hatta üniversite mezunları ve üniversite hocaları ve felsefe doktorlarının çoğu Gerçek Yüce Düşünce Kültürüne sahip değildir. Neden dersiniz? Bunun nedenini anlatmak için burada tekrar Kültür’ün ne olduğunu ifade etmek zorundayım. Kültür kelimesi, iki kelimeden oluşmaktadır: ‘Kult’ eski Druidler dilinde tapmak, sevmektir. ‘Ur’ kelimesi ise uzak doğu dillerinde Yüce Tanrısal Işık anlamına gelmektedir. Böylece Kültür kelimesinin Gerçek anlamı, Yüce Tanrısal Işığı sevmek ve O Işık Taşıyan Yüce Gerçeğe ulaşmak ve O Yüce Ruhsal, Tanrısal Gerçeğin Işığını insan diliyle, örneğin bir Ezoterik Felsefe Öğretisi veya Teorisi şeklinde ifade edebilmektir. Elbette burada bir zorluk var. O da şudur: O Yüce Tanrısal Ruhsal Ezoterik Gerçek veya Bilgelik, hiçbir insani dille ifade edilemez. Ama aynı zamanda O’nu yine de ifade edebilen şifreli ezoterik metinler vardır. İşte Vedalar gibi, Upanishadlar gibi, Tevrat gibi, İncil gibi, Kur’an gibi… Bu şifreli ezoterik metinleri sadece akılla anlamaya çalışan, asla o metnin içinde saklı olan Yüce Bilgeliğe ulaşamaz. Ancak kendi ruhu ile, en ince ve yüksek boyutlara ulaşabilen insan yani Gerçek Filozof, yani gerçekten o Yüce Gerçeği ve Bilgeliği – Sofia’yı, yani o Ruhsal Tanrısal Işığı seven ve kendi Yüreğinde bu Tanrısal Işığı yükselten Filozof, o metinlerin arkasında saklı olan Gerçeklere ve Bilgeliklere ulaşabilir.

       Derler ki, “Her ifadenin en az yedi anlamı vardır.”; bu ne demek? Bu demek ki, hiç ama hiçbir şey tek bir anlam taşımıyor. Sadece gelişmemiş insan aklı tek bir anlam olduğunu düşünüyor. Komik de olsa iki çarpı iki her zaman sadece dörttür diye düşünebiliyor. Ama bunun ezoterik anlamını göremiyor. Batı dünyasında “Ben Filozofum” diyen, ilk Gerçek Filozof Pisagorus, Dünyayı ve Evreni sayılar yönetiyor dediği zaman, belki de şimdiki sibernetik, bilgisayar ve dünyayı saran internet ağını öngörmüş olabilir. Ama daha ötesi var: Pisagorus’un Ezoterik okulunda yıllarca süren eğitimden sonra öğrencilerin ulaştığı bilgelik, her sayının arkasında Yüce Ruhsal Tanrısal Gerçeği görmeği öğrenmekti. Örneğin, bir sayısı sadece bir değil; o tüm sayılarda, tüm ölçülerde ve şeylerde olan Temel Varlılık anlamında ve aynı zamanda Tanrı anlamını taşıyan bilgiyi içeriyor. Böylece bir örnek vermek gerekiyorsa, “iki çarpı iki dörttür” dediğimizde, Dört sayısında Dört tane Bir olduğunu görmekteyiz. Pisagorus’un özel sayı sistemine göre işte bu Dört rakamından başlıyor her şeyin Var Oluşu. Çünkü Dört, On'a (4=10) eşittir. On ise Bir artı Sıfır rakamlarından oluşan ilk sayıdır ve bu çağdaş sibernetik dilinde, tüm bilgisayarların kullandığı Bir ve Sıfır dilinin temelidir. Bir ve Sıfır ile düşünen her bilgisayar, insandan metin alır, imaj alır, müzik alır, film alır; kendi düşünme mekanizmasına onu götürüp Bir ve Sıfır diline çevirir; tüm işlemleri bu iki rakamla olağanüstü hızla yapar ve anında onu insan dilinde insana metin, müzik, imaj, resim veya rakamla geri verir. Aslında Pisagorus öğrencilerine, matematik yolları ile Tanrı’ya, Yüce Realiteye götüren yolları gösteriyordu. Yani Onun Felsefe Seviyesi kesinlikle Ezoterikti.

       Böylece, başlangıçta Düşünce Kültürüne dayanan Felsefe Kültürü, zirveye gelince aklı ve herhangi düşünceyi aşan Transedental, Ezoterik Bilgeliğe bağlıdır. Aslında eğer Felsefe Kültürünün doruğa götüren devamını incelersek göreceğiz ki tüm Dünya dilleri eksik kalacak, insani akıl ve düşünce kültürü eksik kalacak ve artık ifade edilemeyen Bilgelik Seviyesi açılacaktır. İşte bu Bilgelik Seviyesine ulaşabilen insan Ruhu, insanın şahsiyetinden çok daha yüksek olan, hatta Mutlak Gerçeklere ulaşabilir. İşte Dünyada Bilimden sonra başlayan ama hep önde bulunan Felsefe Kültürü ve En Yüce Gerçeğe götüren Bilgelik Yolu Budur.

 

RUHSALLIK KÜLTÜRÜ

Bu Yazı "NEO-VEDANTA & VİVEKANANDA" WEB Sitesinden alınmıştır.
http://neovedanta-vivekananda.com

 

VEDANTA
VE
YOGA  KÜLTÜRÜ
 
 
 

“BEN – ATMAN’IM,  O GUDAKEŞA[i]

HER BİR  CANLININ YÜREĞİNDE BEN VARIM;

BEN – TÜM CANLILARIN BAŞLANGICIYIM,

ORTASIYIM VE SONUYUM.”

Bhagavadgita 10,20

 

GİRİŞ

   Bhagavadgita  (Bhagavad Gita - Tanrının Şarkısı: bundan sonra – Gita) - 5000 yıl önce Avatar (Vişnu Tanrının İnkarnesi) - Şri Bhagvan Krişna tarafından öğrencisi Ardjuna’ya verilen bu Yüce ve muazzam Öğreti şimdi de dünyanın her tarafında bulunan gerçek Yogi’lerin ve Guru’ların en değerli kitabıdır. Gita’nın 700 şiirinin içinde toplanan tüm yüce Bilgeliğinin konsantrasyonu ve en önemli şiiri – bu Atman’dan söz eden 10. bölümün 20. şiiridir.

   “Gita’yı bilen – Vedanta’nın özünü biliyor”, diyordu Gita’nın ilk yorumcusu, büyük Hint Filozofu - Şri Şankara Açariya. Zaten Yüce Veda’ların ve Vedanta’nın en Büyük Gizemi – Atmandır. Vedanta’nın en önemli eserlerinden biri olan Gita aynı zamanda en değerli ve önemli o Atmana götüren Yolu gösteren Yoga Öğretisidir! Eski geleneksele göre Bhagavadgita’nın başka bir adı – “YOGAŞASTRA’dır.” Yoga Öğretilerinin Kaynağı olan Vedalar ve Vedanta Atman’dan daha çok teorik olarak söz ederken, Gita ise Neoplatoniklerin “Praksisi” gibi tamamen pratik açıdan söz ediyor. Yani, Gita bu dünyanın acılarından ve ıstıraplarından kurtaran ve Atman’a-Tanrıya götüren Yol’un pratik Öğretisidir. Aynı zamanda Gita en yüksek Yoga Kültürünü içeren Yüce Kaynaklardan biridir.

   Peki, Atman nedir? Vedanta’nın cevabı şu: Atman – Sat, Çit, Ananda Svarup’tur. Yani –

Sat – Sonsuz – Mutlak - Tanrısal Varlılık,

Çit – Sonsuz – Mutlak – Tanrısal Bilinç,

Ananda – Sonsuz – Mutlak – Tanrısal – Sevinç veya Mutluluk.

Üçü Tektir – Atmandır.

Atman – Yüce Tanrı’nın Özüdür, Yüreğidir, Yüce “Ben’idir”. Sat, Çit, Ananda, yani – Varlılık-Bilinç-Mutluluk - Tek olan Tanrı’nın üç ayrılmaz tarafıdır. Ve Gita’da Tanrı’nın Kendisi  dediği gibi - “HER BİR  CANLININ YÜREĞİNDE BEN VARIM.”, O – ATMAN - GERÇEKTEN HER BİR  CANLININ YÜREĞİNDE ONUN EN YÜCE SONSUZ, TANRISAL, ÖLÜMSÜZ VE GERÇEK “BENİ” OLARAK VARDIR!" İşte insanın içinde var olan en Yüce ve GERÇEK KÜLTÜR KAYNAĞI ATMAN'DIR - Yüce "BEN NE İSEM O’YUM" - yani Yüce Tanrı’nın Kendisi! Tabi ki bu durumda Yoga Kültürünün en Yüce  Başlangıcı  ve Kaynağı da Atman'dır.

   Eski Hint veya Yunan bilgeleri ve filozofları “İnsan, kendini öğren!” dedikleri zaman, insanın Yüreğinde var olan işte bu Atman’dan söz ediyorlardı. Ama aslında bu çağrı – Vedanta’nın Çağrısıdır. Yani, Vedalar ve Vedanta diyor ki: “Ey insan, sen bu kişi değilsin. Senin Ruhunun Merkezi olan Yüreğinde Canlı Tanrı var! Yüreğine konsantre ol, bul o Atman’ı, öğren O’nu ve O’nunla birleş!” Aynı zamanda Vedanta birleşme Yollarını da gösteriyor. İşte bu Yolların adı YOGA’dır.

 

  YOGA ÖĞRETİLERİ

Yoga - Nedir? En kısa cevap şu: Yoga - Yüce Yaratan'la - Atman'la - oluşan ve yaşanan canlı Bağ’dır! Gita'ya göre Yoga - bir Dengedir ve aynı zamanda - Hareket Sanatıdır. Yani Yoga Dengeyi sağlayan ve koruyan ve böylece Yaratanla canlı bağı oluşturan Hareketler Sanatıdır. Bu Atman’a yani Tanrıya götüren Hareket Sanatının sırlarını anlatan ve Gita’nın içinde de var olan Yoga Öğretisinin adı - KARMA YOGA'dır. Neovedanta’da yer alan en güzel Karma Yoga kitaplarından biri Swami Vivekananda’nın Karma Yoga kitabıdır.

Yoga kelimesinin diğer anlamı - insanı ruhsallaştıran, Yüce Gerçeğe, Tanrıya götüren ve O'nunla Birleştiren bir Ruh veya Işık Yoludur. İnsanı Yüce Tanrıya götüren  geniş caddeler gibi dört Klasik Yoga Yolu var:
 
       1. Tanrısal Kozmik Ahlak üzerinde kurulan Hareket Yolu - KARMA YOGA.
       2. Gerçeği (Gerçek İnsanı, Gerçek Dünyayı, Evreni ve Gerçek Tanrıyı) gösteren Yol - JNANA YOGA.
       3. Tanrısal Sevgi ve Tanrıya Hizmet Yolu - BHAKTİ YOGA.
       4. İnsanın içinde saklanan Tanrısal Güçleri ortaya çıkaran ve insanı tamamen Tanrısallaştıran Kral Yolu -
           RAJA YOGA.
    
       Bu dört Klasik Yoga Yolunun dışında tabi ki daha çok çeşitli Yoga Öğretileri var. Yoga türlerinin hepsi Vedanta’nın pratik öğretileridir. Yoga Öğretilerinin teorilerle, teorik araştırmalarla veya tartışmalarla hiçbir ilgisi yok. Yoga - insanın Yüreğinin derinliklerinde saklanan Canlı Tanrıyı – Atman’ı - ortaya çıkaran pratik uygulamalardır ve aynı zamanda en Yüce Tanrısal Hedefe Götüren bir Hayat Tarzıdır.
 
RİŞİ PATANDJALİ’nin "YOGA SUTRALARI" kitabında verdiği Yüce Öğreti Raja Yoga'ya benzediği için bazı araştırmacılar Raja Yoga Patandjalinin Öğretisinden kaynaklanıyor diye düşünüyorlar. İkisi de 8 basamaklı (aynı basamaklardan oluşan) bir Yol'dur. Ama aynı şey değil. Ayrıca Patandjali kendi eserinde çeşitli yoga Yollarından söz ediyor. Tabi ki Patandjali'den sonra Raja Yoganın gelişmesinde büyük otorite kazanan "Yoga Sutraları"nın rolü büyüktü. Ama o Raja Yoga'nın Kaynağı değildi. Çünkü Patandjali kendi Öğretisini Hocası Nandi'den almıştı.  Nandi veya Nandi Devar - Tanrı Şiva'dır - Supramental İşvara'dır - Varlığın en Yüksek Tanrısı ve Üstadı'dır. Kısaca, Raja Yoga'nın ve çok sayıda başka Yoga Öğretilerinin en Yüce Kaynağı - tüm Yoga Hocalarının En Büyük Hocası olan Şiva’nın ta Kendisidir! 
 
Ne yazık ki son zamanlarda Yoga Kavramı ve Vedanta’ya dayanan Yoga Kültürü çok çeşitli düşürücü  ve bozucu deformasyonlar altında kalmıştır. Dünyanın çoğu yerinde beden pozisyonlarından (Asanalar) ve nefes egzersizlerinden (Pranayama) oluşan Hat-tha Yoga adını taşıyan bir metoda gerçeği bilmeyen çoğu insanlar Yoga diyorlar. Ama bu Asanalar ve Pranayamalar 8 basamaklı Raja Yoga'nın sadece 3. ve 4. basamaklarıdır ve onların hiç bir ruhsal anlamı yoktur. Bunlar Raja Yoga’nın içindeki Yogaya hazırlık olan ilk 5 basamaktan sadece ikisidir. Raja Yoga içinde tam anlamı ile son 3 basamağa Yoga denir: 6. - Dharana (Konsantrasyon) + 7. - Dhiana (Meditasyon) +  8. Samadhi (Trans) = Samyama (birbirinin devamı olan üçlü, ama tek bir ruhsal eylem).  Raja Yoga öğrencisi olmak için çok özel ve özgür Karmanız olması gerek ve ancak şehirlerden ve toplumdan uzak olan Himalaya dağlarında, Tanrı ile birleşen Yüce Rişi gibi Hocaların yanında yıllarca kalıp çalışan öğrenci  Raja Yogayı öğrenebilir. Ama iki önemli şartla: 1, önceki hayatlarında da Raja Yolunda çok ilerlemiş olması ve 2, adı Yama ve Niyama olan ilk iki Ahlak Basamağında kendi Ego'sunu tamamen aşması gerek. Sadece bundan sonra adı Asana olan ve aşağıdaki 4 bedene ait olan pozisyonları doğru yapmayı başarabilir (Örneğin, sadece fizik bedenin değil astral, mental ve supramental bedenin  hepsini birden Padmasana - Lotus pozisyonunda oturtmalı). Ama Ahlak Transformasyonundan geçmeyen bunu asla yapamaz. Sonra ise Pranayama - doğru Nefes egzersizlerinin sırası geliyor. Bu ise hava ile nefes almak veya etrafındaki (özellikle şehir içinde) kirli ve tehlikeli enerjileri içine çekmek değildir. Bu - Pranayama - insanlığın 12.000 yıl önce unutmuş olduğu Gerçek Tanrısal Nefestir!
      
Ama bunların hiçbiri kendi kendine Yoga değildir. Çünkü Yoga - şahsiyetleri veya kişinin yeteneklerini, güçlerini geliştiren yol değil. Hiçbir kişi bu dünyada Yoga Yolunda, Ruh Yolunda gitmedi ve gidemez. YOGA tamamen RUH YOLUDUR VE BU YOLDA SADECE VE SADECE İNSANIN RUHU GİDEBİLİR! Şahsiyet ise bu Yolda gitmeye çalışan insanın önünde olan en büyük engeldir. Bu nedenle ona "Ejderha" veya "Kapı Bekçisi" derler. Çoğu Ruhsal Kültüre ulaşmamış insanlar ve toplumlar Yoga'ya stres giderici, günlük hayatın acılarını rahatlatıcı ve bedenle, akılla veya şahsiyetle yapılabilecek bir araç diye bakıyorlar. Ama Yoga'nın bunlarla hiç bir alakası yok. Kendi şahsiyetini, kişiliğini aşmayan Yoga Yoluna çıkamaz, ruh planlarından geçen bu Yolu o göremez bile. Ama Yoga'ya kendi kişiliğinin hizmetçisi diye  bakanlar (öğretenler de, öğrenmeye çalışanlar da) bu Yüce Temel Kozmik Öğretiyi dejenere ediyorlar. Ama Tanrıya götüren bu Tanrısal Ruhsallık hiçbir zaman onların eline geçmeyecektir. O’nun - yani Gerçek Yoga'nın - Onurunu Tanrı Kendisi koruyor, çünkü Yoga insanlara onları kurtarmak için uzatılmış Tanrının Kendi Elidir!
Yoga - insanın ölümsüz Tanrısal Ruhunun Yoludur, geçici ve ölümlü bedenin veya cahil aklın, şahsiyetin yolu değildir! Bunu bilmek - sahte öğretilerden ve hocalardan korunmak için faydalıdır.
 
         Çok çeşitli Yoga türlerinden XX. yüzyılda ortaya çıkan en önemli Yoga Öğretileri şudur:
       
       - PURNA YOGA veya INTEGRAL YOGA (Aurobindo Ghosh)
       - MAHA YOGA veya ATMA VİÇARA YOGA - "BEN KİMİM?" ARAŞTIRMA YOLU (Avatar Ramana
         Maharşi)
       - KRIYA YOGA (Babaji - Lahiri Mahasaya - Şri Yukteshvar Giri - Paramahansa Yogananda)
       - AGNİ YOGA veya CANLI AHLAK - İNSANLIĞA VERİLEN SON YÜCE ÖĞRETİ (Maitreya - Helena
         Roerich)  
 
       Burada dikkate alınması gereken çok önemli bir konu var. Her bir Yoga türü kendi zamanı için verilir ve kendi zamanında en etkin ve en önemli o olur. Uygulanan Yoga’nın mutlaka kendi zamanına uyumlu olması şart. Aksi takdirde ondan fayda yok. Bizim çok farklı ve özel olan zamanımızda  çoğu eski ve "yeni" Yoga türleri önemini kaybetmiştir. Şimdi bütün Dünya ve insanlık inanılmaz bir hızla değişiyor. 2000 yıllık Balık Çağı bitti ve yeni 2000 yıllık Kova Çağı başladı. Gita'da anlatıldığı gibi, 5000 yıl önce Kurukşetra alanındaki savaşla başlayan Kali Yuga'nın (Demir veya Karanlık Çağın) sonunda bu gezegen her çeşit karanlıktan ve kötülükten Kozmik Agni Ateşi ile arınıyor. Bu dönem, insanlığın 5. Irk'tan 6. Irk’a geçme dönemidir.   İşte bu nedenle uygulanan Yoga türlerinin zamanımıza uyması çok önemlidir. Bu nedenle uygulanan Yoga Öğretileri insanların Transformasyonu'nu ve Transmutasyonu'nu (bedenini, bilincini ve ruhunun değişimini) sağlamak zorunda. Aksi halde o Yoga'dan fayda yok.
 
           Şimdiki bu dönemin şartlarına uyan ve bu dönem için önemli olan Yoga Öğretileri şunlardır:
 
       1. KARMA YOGA - Genç, yaşlı, hasta... herkesin her yerde ve her zaman uygulayabileceği Yoga'dır. Bu Yoga doğru hareketin, eylemin, işin ve insan kaderinin  sırlarını açıklıyor. İnsanları hatalardan kurtarıyor ve kendi kaderini kendi eline veriyor. Ayrıca insana Karma Yoga Kozmik Temel Ahlakı da öğretiyor.
 
       2. AGNİ YOGA - (CANLI AHLAK) - tüm insanlık için verilen Yeni Yüce Öğreti. Bu Evrensel Öğreti de daha önceden Dünya'ya verilen Kutsal Öğretiler gibi aynı Yüce Kaynaktan verilmiştir ve eski Öğretilerin devamıdır. Agni Yoga insanlığın bu dönemde yaşanan Transformasyonunu yani Büyük Değişimini gerçekleştirmek için ve insanları 6. Irka geçmeye hazırlamak için verilmiştir. En yeni, en önemli ve en Yüksek Yoga Kültürüne sahip olan Yoga Öğretisi budur.
 
       3. GÜZELLİK  YOGASI - "Güzellik!" diyen kurtulacaktır, diyor Agni Yoga. "Dünyayı Güzellik Kurtaracaktır!"- demiş Rus yazarı F.Dostoyevsky. "Güzelliğin idrak edilmesi dünyayı kurtaracaktır." diyordu büyük ressam ve filozof Nikholas Roerich. Agni Yoga'nın Estetik versiyonu olan Güzellik Yogası - en kolay,  rahat Sevgi ve Sevinç dolu Ruh Yolu'dur. Güzelliğin içinde saklanan Tanrısal Güçler ve Kozmik İntizam insanı Tanrısal Mükemmelliğe götürüyor.
 
       4. KRİYA YOGA - Maha Avatar Babaji’nin dünyaya verdiği, Mükemmelliğe, Gerçeğe götüren ve Tanrı ile birleşmeyi sağlayan İdrak Edilen Hareketin Yoga Sanatıdır.
      
 
         
                                                       R İ Ş İ L E R

RİŞİLER  kim? Bu soruya cevap  arayışı bizi Dünya yüzünde yaşayan en Yüce İnsanlara götürüyor: onlar kendileri en Yüksek Ruhsal Hedeflere ulaştıkları için Ruhsallık, Bilgelik, Sevgi, Güzellik, Yoga, Yücelik,  Yaratıcılık, Kahramanlık gibi konularda en Yüksek Bilgi Kaynakları sayılabilirler. Ama en önemlisi - RİŞİLER Gerçek YOGA KÜLTÜRÜNÜN TAŞIYICILARIDIR.

KÜLTÜR Kavramı iki kelimeden oluşmaktadır: 1. - Kült - eski druidlerin dilinde Tapmak, Sevmek ve o sevdiğin şeye Hizmet etmek demektir; 2. - Ur - uzakdoğu dillerinde Işık, Ruhsal, Tanrısal Işık demektir. Böylece Kültür - İnsanın Yüreğindeki Ruhsal, Tanrısal Işığı Görmek, Onu desteklemek, Sevmek ve Ona Hizmet etmektir. İşte bu insana ve insanın Yüreğinde olan Canlı ve Gerçek Tanrıya en iyi hizmettir!

KÜLTÜR KAVRAMININ GERÇEK ANLAMI - İNSANIN YÜREĞİNDE VAR OLAN YÜCE TANRISAL IŞIĞI SEVMEK VE ONU BÜYÜTMEK İÇİN ONA HİZMET ETMEK, İNSANIN YÜREĞİNDE OLAN O TANRISAL IŞIĞI SONSUZA KADAR ÇOĞALTMAYA ÇALIŞMAK VE BÖYLECE İNSANI RUHSALLAŞTIRMAK VE TANRISALLAŞTIRMAKTIR! BU YÜCE VE GERÇEK GÖREV HEM YOGA, HEM DE KÜLTÜR İÇİN AYNI GÖREVDİR. GERÇEK YOGA TAM ANLAMI İLE - KÜLTÜR HİZMETİDİR.

Rişilere gelince, burada söylenmesi gereken – Doğu’nun Rişilerinin Ezoterik anlamda Batı’nın Adeptlerine benzer olması ve Rişilerin sadece Doğuya değil, tüm Dünya’ya ve tüm İnsanlığa ait olmalarıdır. Gerçek Adept – Yükseliş Yolunda Kutsal Ateşle tüm Yüksek İnisiyelerden geçen ve kendi bedeninin fonksiyonlarını, doğanın ruhsal ve fiziksel güçlerini, hatta Maddeyi bile kontrol altına alan Yüce Üstattır.  Ayrıca Rişi kavramı Doğu’da bilinen Arhat (sanskrit) kavramına da çok yakındır. Arhat (başkaca – Arhan, Rahat vb.) – Nirvana’ya ulaşan, “Tanrısal Saygıyı ve Hürmeti kazanan”, Üstün Onura sahip olan  Rahip, Üstad veya Hoca’dır. Ama dış sıfatında her ne olursa olsun, içinde o bir Büyük Yogi'dir.

Bunların hepsini birleştiren son derecede önemli birkaç madde vardır:

1.            Bunların hepsi Dünya  hayatında imkanı olan en Yüksek Hedeflerini seçmişler, en iyi, en Yüce Yola çıkmışlar ve bu Hedeflerine - yani Yüce Tanrıya ulaşan Yüce Yogi'lerdir.

2.            Bunların hepsi Yüce Ruh Kahramanlarıdır ve Yüce İrade ve Kudret, Bilgelik ve Gerçek Bilgi, Sevgi ve Kardeşlik,  Kültür ve Yüce Güzellik Taşıyanlardır.

3.            Bunların hepsi bu Dünyanın Gerçek, Işık, Ruhsallık, Yücelik ve  Kahramanlık, Genel Kültür ve Yoga  Kültürü  Kaynaklarıdır.

Rişiler,  insanlığa, Dünya’nın en eski, ölümsüz kitapları olan “Vedaları”, “Brahman’ları”,  “Aranyaka’ları”, “Upanişad’ları”, “Purana’ları” ve sayısız çok başka en Yüksek bilgi taşıyan eserleri Verenlerdir. Eski  zamanlardan bugüne kadar gelen altı Temel, geleneksel Hint Felsefe Okulu ve türü - Nyaya, Vaishershika, Sankhya Kapila, Sankhya, Yoga Patanjali, Purva Mimamsa ve Uttara Mimamsa veya Vedanta. (Vedanta’nın kendisi daha da üç alt okula bölünüyor: Dvaita, Vishishta-dvaitata ve Teklik Felsefesi olan Advaita-Vedanta) -  bunların da tümünün Kaynağı – Kutsal Bilgeler Rişilerdir. Halkın Başında olan bu Yüce İnisiyeler çok yüzyıllar içinde Ruhsal  Ezoterik Bilgileri bozulmasından ve kötüye kullanılmasından korumak amacı ile gizli tutuyorlardı ve sadece temiz ahlaka sahip olan, Ruhunu ve akılını Yüksek seviyede geliştiren inisiyelere, kendi  Öğretilerini veriyorlardı. Amaçları hep aynı idi – Evrenin Hayatının Amacını ve Manasını öğrenmek ve hazır olan öğrencilerine en Yüksek Hayat Hedefini göstermek ve O Yüce Hedefe götüren Yolda   onların yükselmelerini sağlamak. Bu Görev, insanlığın Kozmik Evrim Yolunda gelişmesini sağlayan, Rişilerin Dünya’daki Temel Kozmik Görevidir.

 Onlar, geleneksel Ezoterik bakışa göre En Yüksek Realite veya Yüce Tanrı, Tanrılar ve insanlar arasında bir bağlayıcı Araç olarak çalışıyorlardı. Tanrılardan ve Evrenin En Yüksek sferlerinden gelen Bilgelik, Güç, Rahmet - her şey, her zaman Onların aracılığı ile, Eli ile insanlara Verilirdi.

“VİŞNU PURANA”  (III. Kitap, 1. bolüm) Yedi Yüce Rişi hakkında şunu söylüyor: “Bu yedi (Kişi) birkaç Manvantara süresinde yaratılmış varlıkları korumuşlardı. Tanrılar, Manu, yedi Rişi, Manu’nun ve Tanrıların Yöneticisi olan İndra’nın oğulları – hepsi, her şeye girebilen Vişnu Tanrı’nın kudretini göstermektedir. ”Beş bin yıl önce Şri Bhagvan Krişna olarak Dünyaya gelen Tanrı Vişnu, Kendi Öğretisinde Ardjunaya – “BHAGAVADGİTA’da” şunu söylüyor: “Benim Doğamı taşıyan Yedi Yüce Bilge Rişi ve önceki dört Manu Benim Doğamdan ve Aklımdan doğmuşlardı; Onlardan ise – Dünya, tüm canlılar ve insan ırkları doğmuştu”.  Burada bahsedilen yedi Rişi - “yedi Yüce Dhian-Kogan’dir”, ayrıca, “yedi Rişi, “Büyük Ayı” Yıldız takımının yedi Yıldızını temsil eden Yöneticilerdir (Regent’ler) ve bu yüzden onlar Yedi Gezegenin Büyük Ruhları ile aynı doğaya sahiptirler. Rişilerin hepsi çeşitli Kalpalarda (büyük zaman dönemlerinde) ve insan Irklarında Dünyada insan olarak doğmuşlardı”, diyor bu konularda otorite olan H.P. Blavatsky. Bu yazar başka yerde (“Secret Doctrin”) böyle devam ediyor:  “Bizim Irklarımız... Tanrısal Irklardan oluşmuştu.” Hindistan’ın Rişileri veya Pitrileri; Çin’in Çin-Nan ve Çjan-Gi - onların “Tanrısal İnsanı”; Akdilerin Dingirli Yarı-Tanrıları ve Yaratıcı Tanrı olan Mul-Lil ve “Gölgeler Kraliyetinin Tanrıları”; Mısırın Osiris, İsida ve Toth Tanrısı; Yahudilerin Elohimleri; Peru’luların Manko-Kapağı ve ondan olan kuşaklar – Destanlar, Efsaneler ve Felsefe Metinleri her yerde aynı şeyi söylüyor. Her bir milletin kendisine ait olan Yüce yedi ve (veya) on Rişisi vardır (adları farklı olabilir). Ama tüm onlar İlk Başlangıçta olan Ezoterik Dhian Koganlar’dan Hanedan’larını (Soylarını) başlatmışlardı. “Manu’dan, Toth-Hermes’ten, Oann-Dagon’dan ve İdris-Yenoh’tan, Platon’un Pandora’sına kadar onların tümü bize yedi Tanrısal Hanedandan  bahsediyorlar. Bu Kaynaklar, gökteki yaşam yerlerinden aşağıya inerek ve Dünya’da  Kraliyetlerini sürdürerek insanlara Astronomi, Mimarlık ve bize kadar gelen tüm diğer ilimleri öğreten yedi ikili İlk Tanrılardan  söz ediyorlar.

E.P. Blavatsky’ye göre, Mükemmel Tanrısal Hanedanlardan sonra İnsanlığı Yöneten Yarı-Tanrılar (Rişiler), Yüce Kahramanlar ve en sonunda İnsan Yöneticileri olduğunu sadece Tarihin “Babası” Herodot söylemiyor. Diodorus, Eratosfen, Platon, Manefo vb. klasik yazarlar da bu Hiyerarşiyi değiştirmeden aynı şeyi tekrarlıyorlar.  Tanrısal Hanedanlardan bol bol bahseden ve onların büyük Atlantis Kıtasında yaşadığını söyleyen ilk  Klasik Bilge yazarlarından olan zaten Platon’du.

Ünlü Amerikan araştırmacısı M.P. Huull “ADEPTLER” adlı kitabında şöyle diyor: “Kendi kendini idrak eden Bilince sahip olan ilk  Hayat biçimlerinden bu yana Dünya’da her zaman Adeptler Hiyerarşisi mevcuttu.  Bunlar Kral-Adeptin “elleri ve ayakları” olarak hizmet eden İnisiye olan Rahip-Filozoflardı. Hiyerarşi strüktürü (iç yapısı) Kozmosun iç yapısının benzeridir. Bu Büyük Okul İnsanlığın içinde kendi İnisiyeleri ile sanki bir vücudun içindeki kan damar sistemi gibi Toplumu besliyor. Adept-Öğretmenlerin (Hocaların) esas Amacı – insanlığa en gizemli bilgileri vermek ve İnisiye etmek. Fizik bedenli insan, Misterileri öğrenerek ve bedensel engellerden arınarak kendisinin Tanrısal Doğasıyla birleşmek için Yücelme imkanını buluyor. Bu düşünce  Pisagorus’un “Altın Şiirler’inin” son satırlarında kırmızı kalemle çizilmiştir. Adept olma imkanı, tüm insan varlıklarının doğumlarından gelen ilk ayrılmaz hakkıdır.”, diyor Prof. M.P.Huull (”Doğunun Adeptleri”).

Rişiler’den bahsederken bir çok önemli şeyi de söylemek gerekiyor: Rişiler en az üç sıfata sahiptirler. Bu sıfatlar, aynı Yüce Ruhun farklı boyutlarda yaşayan şekilleridir: – biri Dünya yüzünde yaşayan Yüce Peygamber, Filozof, Şair, Bilge, Brahman gibi Hoca veya bir Yönetici Radja, Kral vb. olabilir; ikincisi onun Bireysel Özü olan ve Evrenin daha da ince ve yüksek boyutunda yaşayan Yükselmiş Üstad, Rişi-Mahatma olabilir; üçüncüsü – onun kendisinin daha da Üstün sıfatı olan varlıkların Yaratıcısı ve Hükümdarı Tanrı Pradjapati, Dhiani Budda, Manu, Gezegen veya Yıldız Ruhu (Yöneticisi)  gibi biçimleri olabilir. Yani, Rişinin “iç Yapısı’nı” incelesek ortaya bir Hiyerarşi çıkıyor. Aslında üçten daha fazla - Evrenin Yedi Katına uyan Yedi Biçimi (veya Bedeni diyebiliriz). Ezoterik açıdan bakarsak Prof. M.P. Huull’un dediği gibi: “İnsan (bile) kendi doğasında Hiyerarşi’nin biçimlenmesidir”. İlginç olan şey – Rişi bile onun Kendisinin farklı biçimleri, birbirinin halini, nerede olduğunu veya ne iş yaptığını bilmeyebilir, insanların çoğu ise zaten kendilerinin içindeki Yüce Ruhu bilmiyorlar. Sonuçta Yedi Rişi – Yedi Hiyerarşi oluşturuyor. Oniki Rişi – Oniki Hiyerarşi. Evrende ne kadar Rişi varsa, o kadar da Hiyerarşi var demektir.

 

                          DÜNYA'NIN EVRENSEL KÜLTÜR MERKEZİ

Mahabharata’nın, adı NARAYANİYA olan Felsefe Metininde Yüce, Ünlü ve daima Tanrılar ve insanlar arasında gezen Deva-Rişi Narada Yüce Vişnu Tanrı’nın inkarnesi olan ve Büyük Rişi sıfatında Dünyaya gelen (ikili) Nara-Narayanaya soruyor: Ben Kahramanca davranarak çok çeşitli Yüce ve Güzel şeyler yaptım – tüm Vedaları öğrendim, hiçbir zaman yalan söylemedim, daima dengeli oldum, tüm Yüreğimle Yenilmeyene sadık oldum ve böylece kendimi tamamen arındırdım. Peki, neden hala Sonsuz Yüce Tanrıyı göremiyorum, diye soruyor Narada. Narayana ise onu Meru Dağının arkasında, Kuzey-Batıda Süt gibi beyaz denizin ortasında olan BEYAZ ADAYA (adı “ŞVETADVİPA” olan adaya) gönderiyor. Hemen oraya giden Narada orada çok farklı,  parlayan, olağanüstü “Beyaz İnsanları” (Ataları) görüyor. Bunlar – sonsuz Sevgi ile Yüce Tanrıya daima hizmet eden, her anlamda  Mükemmel  Yüce “Beyaz İnsanlar”,  en Yüce Bilgeliğe ve Tanrısal Özgürlüğe ulaşan Rişi-Mahatma’lardır. Onların Auraları, Yüreklerinin içinden dışarıya parlayan Tanrısal Beyaz Ateşten ve Işıktan  oluşan beyaz renkli olduğu için onlara, -"Beyaz İnsanlar" demişler.  Büyük heyecanla ve sevinçle Narada o Beyaz İnsanlara katılıyor ve Tanrıların Hükümdarı, En Yüce Puruşa (Ruh) olan Narayana-Vişnu’ya sonsuz sevgi ile şöhretler söylüyor, konsantre oluyor ve sonunda Kahramanlık Gücü ile Yüce Tanrıyı Anirudhi şeklinde (yani Sonsuz Mutlak olan Vişnu Tanrıyı dördüncü “özgür”, Yüce sıfatında)  görmeyi başarıyor.

Sonra Narada Beyaz Ada’dan Badari tapınağına dönüyor ve orada tekrar Dharmanın oğulları olan Mükemmel iki Rişi Nara ve Narayanayı  fizik bedenlerinde, (ama Şvetadvipa’da gördüğü, insandan daha da farklı bir biçimde) çok sevinerek, görüyor ve Onların sorularına cevap verirken şunu anlatıyor.

Narada, Sınırötesi SONSUZ ATMAN’ı, bizim ve her şeyin İlk kaynağı olan Yüce Kutsal Puruşayı (Ruhu) Beyaz Ada’da Evren Şeklinde görüyor. Tüm Dünyalar (Evrenler), Tanrılar, Yüce Rişiler hepsi bir Bütün olarak Onun İçinde bulunuyorlar. Beyaz Ada’da yaşayan uyanık  aydınlanmış Beyaz İnsanlar O – Yüce Tanrıya tapıyorlar. O ise Atalar’la (Beyaz İnsanlarla) birlikte Seviniyor.

En önemlisi: Temel - O Yüce Tanrı yani Sonsuz Atman’dır. O – Yüce Hedeftir. O Bilgi ve Bilgelik Hazinesidir. Daima çok zor yapılan Kahramanlık çabasında (Tapas) olan O Yüce Tanrının Parlaklığı Şvetadvipa’nın parlaklığından daha da üstündür. O - tüm Evreni aydınlatan Yüce Işıktır. O’nu severek O’na hizmet edene, O Kendisi O’na – yani Tanrıya ulaşmaya yardım ediyor.  “Üç Alemde bu uyanmış Mahatma’lardan (yani - Beyaz Ada’daki “Beyaz İnsanlardan”) Bana daha da yakın kimse yok. Bunlar gibi sadece Bir şeye (yani, O’nun Kendisine – Yüce Tanrıya) düşüncelerini konsantre eden insanlar için Ben Yolum”, - diyor Narada’ya  Tanrı Bhagvan’ın Kendisi. Bu tür Eski Hint Metinleriyle yakından tanışmayan okuyucu için söylemek gerekiyor ki, - Hari, Bhagvan, Sınırötesi Atman, Narayana, Krişna gibi isimler – hepsi aynı Sonsuz Mutlak olan, En Yüce Tanrı Vişvu’nun çeşitli sıfatlarını ve taraflarını anlatan isimlerdir. Hint Tanrılar Panteonunda bilindiği gibi üç en Yüce Tanrı vardır: Brahmo (Yaratan), Vişnu (Koruyan, Muhafaza eden) ve Şiva (Yok edici). Brahmo Evreni Yaratıyor, Şiva ise yok ediyor. Aslında Brahmo ve Şiva ikisi de Vişnu’nun çeşitli (Yaratıcı ve Yok edici) sıfatları. Ezoterik sembolizme göre: Brahmo – verilen Nefes, Şiva geri (içine) çekilen Nefes. Vişnu ise Nefes Alan Tek Yüce Tanrıdır...

 


[i] Gudakeşa – Krişna Peygamberin öğrencisi Ardjuna'nın adlarından biridir.

 

            Sayfa Başı

 

 
                                                                   Copyright ©2008 - Kültür Işığı Web Sitesi.
                                             Tüm haklar Saklıdır. Bu Sitenin hiçbir sayfası veya parçası kullanılamaz.